| | Üretsiz Blog oluştur

Çorum adının öyküsü

Tarih 26 Şubat 2008, 21:50. Yazan ugurcan.  
Etiket: çorum

Çorum adının öyküsü




Çorum adının bugünkü konuma geçişinin öyküsü çeşitlidir. Önceleri kent büyük bir zelzele ve sel felaketine uğramış, yer ila yeksan olmuştur. Bundan sonra kent halkı Müslüman dinini kabul etmiş, ancak Danişmend Ahmet Gazi'nin kuşatması sırasında Bizans valisi Nestor ile anlaşan yerli halk bu kez Hıristiyan dinini kabullenerek, Ahmet Gazi'ye oyun oynamışlardır. Sel ve zelzele felaketinin gelişiyle ilgili bir yakıştırma yapılarak yerli halka CÜRÜMLÜ adı verilmiştir. Daha sonra isim ÇORUMLU olarak değiştirilmiştir. Bir başka öykü ise, Danişment Ahmet Gazi'nin fetihten sonra Çorum ve havalesine Türkmenlerin Alayuntlu neslinden oymağını reisleri İlyas bey'le yerleştirdiği ve Çorum'lu adının daha sonra Çorum olarak değişmesi sonucu ilin isimin kalmış olmasıdır.Evliya Çelebiye göre ise kentin adınını Çorum ve Çevri-Rum deyişlerinin değişmesi sonucudur. Türklerin Anadolu'ya yerleşmesi sonrası, Türkmen boylarının Çorum ve yöresini otlak ve yayla olarak kullanması yerli halkın (genelde hıristiyan'dır) göçe zorlanmış olması Evliya Çelebiyi bir bakıma haklı çıkarır gibi olmaktadır. Çorum'a yarleşen Türkmen boylarının en önemli işlevlerinden birisi 1. ve 2.haçlı seferlerine karşı koymaları ve haçlı ordularını hırpalamış olmalarıdır.Çorum'un Tarihi Çorum ili Karadeniz bölgesinin İç Anadolu'ya açılan kapısıdır. Beşbin yıllık tarihi geçmişe sahiptir. Hititlerin başkenti Hattuşa Boğazkale ilçesindedir. Alaca ilçesi Alacahöyük ve Ortaköy ilçesindeki Şapinuva'da Hitit medeniyetinin çok değerli kalıntıları vardır.Çorum tarihi varlığı yanında eşsiz doğa güzelliklerine sahiptir. Kargı, Abdullah, İskilip, Bayat ve Osmancık yaylaları önemli piknik ve dinlenme alanları olup,Çatak Milli Tabiat Parkında kayak tesisi mevcuttur.KÜLTÜR VE TURİZM FAALİYETLERİ OLGUSU İÇİNDE İL VE ÇEVRESİNİN YERİ Eski ve köklü bir kültür yapısına sahip olan Çorum birçok medeniyetlere beşiklik etmiştir. Tarihi paleolitik devre kadar uzanan ilde, M.Ö. 4000'li yıllardan itibaren aralıksız iskan edildiği görülür. Çorum, pekçok uygarlıkların kalıntısını saklayan açık hava müzesi durumundadır. Anadolu'nun yerli kültür sanat geleneğini devam ettiren kentin en önemli Turizm merkezi Hititlere başkentlik yapmış olan BOĞAZKÖY'dür.İlin Kültür ve Turizm yönünden odak noktasını oluşturan Boğazköy ve Hititlere ait diğer kent kalıntıları ile tarihi yapılar turizmi canlı tutan etkenlerdir. İl'in önemli olan diğer özelliği Karadeniz Bölgesi'ni İç Anadolu'da bulunan turizm merkezleri ile diğer turistik merkezlere bağlayan yol üzerinde geçit durumunda bulunan İlimiz turizm açısından gerekli yatırımları beklemektedir. Çorum Anadolu'nun yerli kültür ve sanat geleneğini devam ettiren, çeşitli uygarlık kalıntılarını saklayan açık hava müzesi özelliğini taşır. Çorum ve çevresi aslında tümüyle arkeolojik kazılar sonucu Çorum ve yöresinin tarihi geçmişini aşağıdaki biçimde sıralayabiliriz.PALEOLİTİK ve NEOLİTİK DEVİRLER (Yontma ve Cilalı Taşa Geçme Devri): Çorum'da dağınık ve az sayıda bulunan bazı taş aletler, bu bölgede yontma taş çağında (Paleolitik) insanın da yaşamış olduğunu ve yine bu çevredeki münferit buluntular Cilali Taş Devrinde (Neolotik) yerleşimin varlığını gösterir.KALKOLOTİK DEVİR (Maden-Taş Çağı): M.Ö. 5000-3000 Çorum ve çevresinde ilk yerleşim M.Ö. 4000 yıllarında kalkolotik dönemin 4. aşamasına rastlar. Yörede kazısı yapılan merkezlerin hemen hepsinde kalkolotik çağa ait kap, kacak ve bakırdan yapılma malzeme ele geçmiştir. Her antik yerleşimin altında kalkolotik bir döneme rastlanılması doğal bakırın yörede varlığına bağlanabilir.Ayrıca yörede diğer zengin maden yataklarının bulunması teknoloji evrimini çabuklaştırmıştır. Böylece zengin etnik guruplara ve krallıkların ortaya çıkarmasına neden olmuştur. Bu devir eserlerine Alacahöyük, Büyük Güllücek, Boğazköy, Eskiyapar, Kuşsaray'da rastlanmıştır. Yerleşimler bu dönemden itibaren devamlılık göstermiştir.TUNÇ ÇAĞI (Maden Devri) M.Ö. 3000-1200 Çorum İlinin antik tarihinde en önemli dönem Tunç çağıdır. Saf bakırlı yetinmeyip, maden filizlerinin arıtılması ve arıtılan madenlerle alaşım yapılması insan yaşamının en önemli evrelerinden biridir. M.Ö. 3000 yıllarına kadar süren bu dönem üçe ayrılır Eski, Orta, ve Genç devirleridir.Eski Tunç Devri (M.Ö. 3000-2000) M.Ö. 3000 yıllarında Anadolu'da etrafı surlarla çevrili kent devletlerinin yaşadığı bilinmektedir. Çorum ve çevresinde etrafı surlarla çevrili pek çok kent devletinin varlığı yapılan arkeolojik kazılarla belirlenmiş durumdadır. Başlangıçta nadir eşyanın yapımında kullanılan Tunç, halka kadar inmiş değildi. Eski Tunç 1. evresinde bazen bakır devir de denmektedir.Bu devre 500 yıl kadar sürmüştür. Bu sürenin sonunda Tunç eşyalarının yapımı ve kullanımı bollaşmaya ve halka maledilmeye başlar. Bu dönemde Eski Tunç 11. dönemi denir. 2500-2300 yılları arasındadır.Alacahöyük bu dönemin en zengin kent beyliklerinden biri olarak karşımıza çıkar. Eski Tunç 111. döneminde (2300-2000) Anadolu çok sayıda kent beyliklerinden oluşan oldukça renkli etnik bir görünüm sunan kavimler topluluğu halindedir. Anadolu'da bu devrede henüz yazı bilinmediğinden,bu yörede bu denli zenginlik beylikleri kurulmuş olan Hitit'lerin çivi yazılı belgelerinden, öğrendiğimize göre Hattilerdir. Bu dönemde yaşayan kavmin Anadolu'daki ismi en eski bilinen yerli kavmi olduğu karşımıza çıkmaktadır.Orta Tunç Devri Orta Tunç Devri Anadolu'da Asur Ticaret Kolonilerinin ve Eski Hitit Devletinin ortaya çıktığı dönemdir. Eski Tunç çağından yazının çıkmasıyla ayrılır.ASUR TİCARET KOLONİLERİ ÇAĞI (M.Ö. 1950-1850) M.Ö. 11. bin yılı başlarında Anadolu zengin ve o çağın bayındır ülkelerinden biridir. Anadolu'nun bu durumunu bilen Mezopotamyalılar Asur Devletinin önderliğinde bir ticaret ilişkisi içine girdiler. Ticaretin devamlılığının sağlanması için Asurlular bazı Anadolu kentlerinin yanına 9 tane pazar kenti "KARUM"lar kurmuşlardır.Boğazköy'de Hattus Karum adıyla kurulan kent bu ticaret merkezlerinden biriydi. Bu kurumlar Asur'a bağlı olup, tüccarlar ve ticarethane ve yol güvenliği için yerli beylere vergi ödüyorlardı. Bu ticaret ilişkileri Anadolu'yu kültürel, ekonomik ve politik yönden etkilemiş M.Ö. 11. bin yıllarından Anadolu yazıyı tanıyarak Tarihi Çağlarına girmiştir.Bu çağ sanatında silindir, damga, mühürler, tabletler, insan ve hayvan heykelcikleri ile hayvan biçimli içki kapları (rython) özellik taşır. Çanak Çömlek sanayii, çarkın kullanılmasıyla büyük gelişme göstermiştir. Anadolu'da yaşamakta olan sanat, yerli gelenek ve görenekler mezopotamyadan gelen etkilerle gelişmiş yeni bir ruh ve boyut kazanarak daha sonraki Hitit sanatının temelleri atılmıştır.HİTİT ÇAĞI M.Ö. 1650-1200 Asur Ticaret kolonileri dönemi Anadolu'da sosyal ve siyasal yeni görünüşlerin doğmasını sağlamış, beyliklerle yönetilen Anadolu'da mezopotamya'daki gibi merkezi devlet fikri gelişmiş ve iç mücadelerle başlamıştır.Hint Avrupalı bir kavim olan ve M.Ö. 1850'lerde Anadolu'ya gelen Hititler; önceleri Anadolu'nun yerli halkı yanında paralı asker olarak çalışmışlardır. Asurluların Anadolu'dan çıkmak zorunda kalmaları sırasındaki mücadelelerde askeri ve idari yönden temayüz ederek devlet idaresini ellerine almışlardır. Anadolu'nun yerli halkıyla kaynaşan Hititler, Anadolu'daki beylikleri birleştirip, siyasi birlik sağlayıp Hitit Devletini kurmuşlardır. Bu devletin kurucusu Labarna, başkenti Çorum İli Boğazkale İlçesi Boğazköy (Hattusas)dür. Hititlerin adı Anadolu'nun yerli kavmi olan Hattilerden gelmektedir.Hitit tarihi M.Ö. 1650-1450 eski krallık ve M.Ö. 1450-1200 Hitit İmparatorluk Devri olmak üzere iki safhada incelenir. Hititler Anadolu'da hakimiyeti kurduktan sonra Suriye'ye seferler yapmışlardır. Mısır'la yaptıkları Kadeş Savaşı sonrası, tarihteki ilk yazılı anlaşma olan Kadeş Anlaşmasını yapmışlardır.Hitit Devletinin kuruluşundan itibaren sanattaki mezopotamya'lı unsurlar kaybolmaya başlayıp, Anadolu'nun yerli sanatıyla birleşmiştir. Sanatta boyutlar büyümüş anıtsal ve monimental eserler ortaya çıkmıştır. Büyük Mabetler, Saraylar, Sosyal Yapılar, kaya kabartmaları ve ortosdadlarla önceki sanattan ayrılır. M.Ö. 1200 yıllarında deniz kavimleri gücü ve kuzeyden Kaşka saldırılarıyla zayıflayan Hitit Devleti yıkıldı. Başta Boğazköy olmak üzere bütün Hitit şehirleri yakılıp talan edildi.FRİG ÇAĞI Hitit Devleti'nin yıkılışından sonra Anadolu'da 300 yıllık bir karanlık devir yaşanmıştır. M.Ö. 800 yıllarında Asur kaynaklarından "Muşki" olarak geçen Frigler, merkezi gordion olmak üzere Kızılırmak yayı içindeki bölgede bir devlet kurarak tarih sahnelerine çıkmışlardır.Friglerin Çorum İlindeki önemli yerleşme merkezleri Pazarlı, Boğazköy, Alacahöyük ve Eskiyapar'dır. Bu çağın önemli bir özelliği de, demirin uygarlığa bu çağda girmesi ve Demir Çağına Friglerle başlanmasıdır. M.Ö. I!. Yüzyılın ilk yarısında Kimmerler tarafından yıkılan Frigler; Kültür ve sanattaki etkinliklerini M.Ö. 330'da Büyük İskender'in Anadolu'yu ele geçirmesine kadar devam etmişlerdir.FRİG SONRASI Kimmerlerin Frig devletinin yıkılmasından sonra Çorum ve çevresi İran'da bir devlet kuran Med'lerin daha sonra da Pers'lerin hakimiyetinde kalmıştır. M.Ö. 276'da Trakya üzerinden geldikleri sanılan Galatlar, Çorum ve çevresinde Hitit ve Friglerden sonra en çok iz bırakan devlettir. Konfedarasyonla yönetilen galatların, Çorum ili dahilindeki merkezleri Tavium, İskilip Avkat ve Nefes Köydür.Roma İmparatoru Julius Cesar zamanında bu bölgede Romalıların eline geçmiş ve M.S. 395'te Roma İmparatorluğunun ikiye ayrılmasından sonra Çorum ve civarı Roma (Bizans) İmparatorluğu'nun hissesine düşmüştür. Bu devirde Çorum'un adının Yonkinya olarak görmekteyiz.ÇORUM'UN TÜRK YÖNETİMİNE GEÇİŞİ 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Türk beylikleri birçok koldan Anadolu kalelerini Bizanslılardan almışlardır. Çorum ve çevresini Türkler tarafından fethi konusunda iki ayrı görüş vardır. İlk görüşe göre; Çorum ve çevresi Danişment Ahmet Gazi tarafından 1075 yılında feth edilmiştir. İkinci görüşe göre; Melihşah'ın ümerasından Emir Tutak ve Emir Altuk'un Çorum'u fethettikten sonra yeni fetihler için Bağdat'a tayin edildiği ve Ahmet Gazi'nin bundan sonra bu bölgenin yönetimine getirildiği biçimindedir.DANİŞMENT BEYLİĞİ DÖNEMİNDE ÇORUM Danişmentliler Anadolu Selçuklularına bağlı olarak Çorum'da içinde olmak üzere Sivas, Tokat, Ankara, Çankırı, Kastamonu ve Yozgat çevresinde hüküm sürmüştür. Çorum ve çevresinde Danişment beyliğinin en önemli olayları Haclı seferlerine karşı mücadeledir. Danişment beyliği, 11. Kılıç Arslan tarafından 1178 yılında Anadolu Selçuklu devletine bağlanmıştır.ANADOLU SELÇUKLULARI DÖNEMİNDE ÇORUM 11. Gıyasettin Keyhüsrev zamanında Çorum'un idari bölümlerinden Serleşkerlik (Bölge Komutanlığı ve Sancak Beyliği) olduğu ve başında Hatirüddin Zekeriya adlı bir komutanın bulunduğu bilinmektedir.Anadolu Selçuklu Devleti 1243 Kösedağ Savaşı'nda Moğollara yenildikten sonra Anadolu'da karışıklıklar çıkmış, 1276'da Kunduz Bey'in Oğlu Emir Celalettin Çorum'daki Moğolları yenerek Çorum ve Amasya'yı kurtarmıştır. Çorum'daki Kunduzhan Mahallesi adı da bu Bey'e ilişkin olarak verilmiştir.OSMANLILARA KADAR ÇORUM Selçuklu Devleti 1308 tarihinde yıkıldıktan sonra Çorum Anadolu'da kurulan beyliklerden Eretna Beyliğinin daha sonra Kadı Burhanettin Ahmet Devletinin yönetimi altına girmiştir. Osmanlı Padişahı Yıldırım Beyazıt Anadolu'da birliği kurmaya çalışırken 1398'de Çorum, Osmancık ve İskilip'ten sonra Amasya'yı da alarak oğlu Çelebi Mehmet'i Amasya'ya Vali atadı.OSMANLILAR DÖNEMİNDE ÇORUM Çorum, Yıldırım Beyazıt'ın fethinden Cumhuriyete kadar Osmanlı yönetiminde kalmıştır. Ankar Savaşından sonra Timur'un himayesinde Amasya'da egemenliğini yürüten Çelebi Sultan Mehmet, Çorum'da bir subaşılık kurarak tüm bu çevreyi Osmanlı yönetiminde tutmuş, 1413 yılında Anadolu'da birliği sağladıktan sonra, oğlu 11. Murat'ı Amasya'ya Vali atamıştır. Bu dönemde Çorum Sancağı'da Amasya'ya bağlı idi. Çelebi Mehmet'ten Osmanlılar'ın yıkılışına kadar geçen süre ile ilgili yeterli bilgi ve belgeye sahip olmamakla birlikte, XVl. Yy'dan sonra meydana gelen Celali İsyanları nedeniyle Çorum'un yeterince gelişemediği de bir gerçektir.Hitit Siyasi TarihiM.Ö. 1800 yılları, Anadolu tarihinin başlangıcı yerli Aglutinant dil grubuna ait Hattiler ve Hint Avrupalı Hititler hakkında ilk bilgilerin edinildiği dönemdir. Bu çağ, Hitit kültürünün başlangıç ve gelişme aşamalarının kaynağıdır. M.Ö 2500-2000 yılları arasında Kuzey Kapadokya ve Orta Karadeniz bölgesinde gelişmiş kültürün temsilcisi Hattiler’ di.Şehir devletleri tarafından yönetilen bu bölgenin müstahkem şehirleri, kral mezarları, hazineleri, Hatti kültürünün simgeleridir. M.Ö 2000 yılları sonlarında büyük savaşlar sonucunda çıkan yangınlarla sona eren bu çağı, Asur Ticaret Kolonileri dönemi izler. Yazılı kaynaklardan Hititlerin, Anadolu’ya M.Ö. 3. binin son yıllarında, 2. binin başında küçük gruplar halinde, girmeye başladıkları ihtimali çıkmaktadır. Hititlerin Anadolu’ya kuzey Karadeniz üzerinden veya kuzeydoğudan, Kafkaslar üzerinden geldikleri ve Kızılırmak kavisinin kuzey kesimine yerleşmiş oldukları değerlendirilmektedir.Birbirini izleyen akınlarla Orta Anadolu içlerine yayılan Hititler, zamanla etki alanlarını genişletmişler, Hattili Prenslerin arazilerine hakim olmuşlardır.Asur Ticaret Kolonilerinin geç evresinde (M.Ö 1800-1730) Kuşşara Kralı Pithana ve oğlu Anitta tarih sahnesine çıktılar. Onlar Hitit diline Naşili adını veren Kaniş/Neşa’yi zaptedip krallığın ilk merkezi yaptılar. M.Ö. 1700’lerde Kuşşara kralı Anitta, Hattuş Krali Pijusti’yi yenip şehrini tahrip ettiğini anlatmaktadır. “Geceleyin yaptığım bir saldırı ile şehri aldım. Yerine yaban otu ektim. Benden sonra her kim kral olur ve Hattuş’u yeniden iskan ederse gökyüzünün Fırtına Tanrısı’nın laneti üzerinde olsun.”Hattuşa M.Ö. 17. yy.’ ın ikinci yarısında, Hitit Kralı I. Hattuşili tarafından başkent olarak seçilir. Eski Hitit Devleti’nin kurucusu I. Hattuşili Kızılırmak kavisi içindeki çekirdek ülkede birliği sağladıktan sonra, Kuzey Suriye ve Yukarı Fırat Bölgesi’nde Hurri Ülkesine karşı yönettiği akınlarla, kendisini izleyecek Hitit Krallarına bir Dünya devleti olma amacının işaretini veriyordu. Murşili istilalara güneyde devam ederek ve Suriye’deki şehir devletlerini devreden çıkartarak, Mezopotamya ticaret yollarını kontrol altına aldı. Halep ele geçirildi ve ordu Babil’e kadar ilerleyerek Hammurabi hanedanlığına son verdi.Ancak, Murşili’nin Hantili tarafından öldürülmesi bir karışıklık dönemi getirir. Hantili idareyi ele aldıysa da o da öldürüldü. Hantili’den sonra tahta geçen Zidanta ve I. Huzziya’da Hantili ile aynı kaderi paylaşarak öldürüldüler.Bu dönemde Hitit devleti, Torosların güneyindeki ülkeleri, Güney ve Güneydoğu Anadolu’daki diğer bölgeleri yeniden Mitanni Krallığı’na kaptırdı.Telipinu tahta geçince, saraydaki kan davalarını durdurmayı başardı. Önceki kralların uzak bölgelere yaptıkları seferleri durdurarak, Anadolu’yu kendi içinde tutarlı bir idari teşkilat altına almaya çalıştı. Bu amaçla eyalet sistemini kurdu. Telipinu fermanı olarak bilinen fermanı yayınlayarak, taht verasetini belli kurallara bağladı.Geleneksel Hitit tarihi çağ ayrımına göre, Telipinu devrini “Orta Krallık” adı verilen dönem izler. Bu dönem krallarından Tuthaliya I ve Arnuvanda I’in dikkatleri zaman zaman Hitit etki alanının Batı Anadolu’ya uzanması yolunda yoğunlaşmışsa da Hititler I. Hattuşili ve I. Murşili’nin başarılarından sonra, yeniden Kuzey Suriye’de etkili olma isteğinden vazgeçmemişlerdir. Tuthaliya’nın Ege Kıyılarında Aşşuva’ya dek uzanan başarılı bir askeri harekatının anlatıldığı, savaş ganimeti olup Çorum Müzesi’nde sergilenen tunç kılıç üzerindeki yazıt, bu anlamda yorumlanmaktadır..Aynı zamanda I. Tuthaliya Hititlerin amansız düşmanı Kaşkalar’ la da başetmek zorunda kalmıştır. Metinlerde Tuthaliya zamanında, Fırat’ın yukarı yatağında kalan bölgelere ve Kuzey Mezopotamya’da Hurrilere karşı yapılan askeri harekatlardan söz edilmektedir. Bu başarılarla I. Tuthaliya’nın Hatti ülkesinde krallığın gücünü yeniden sağladığı anlaşılmaktadır. Ancak I. Tuthaliya’nın hükümdarlık alanı genelde Anadolu ile sınırlı kalmıştır.I. Şuppiluliuma tahta geçince, öncelikle Anadolu’ daki hakimiyetini sağlamlaştırmıştır. Daha sonra Suriye ve Kuzey Mezopotamya’ nin bazı bölgelerini Hitit Krallığı’ na katmıştır. Kaşka’ larla savaşmış, Ugarit Kralı II. Nigmedu ile bir anlaşma yapmıştır. Şuppiluliuma Mısır’ da Tutankhamon’ un ölümünden sonra çıkan çatışmaları fırsat bilmiş, Kargamış’ ı alarak Mitanni Krallığı’ na son vermiştir.II.Murşili’nin, Anadolu’nun kuzeyindeki ve batısındaki seferleri, Hitit çekirdek ülkesinde vebanın hüküm sürdüğü ve giderek artan Asur etkisiyle Suriye’de huzursuzlukların yaşandığı bir döneme rastlamıştır. Bu arada Asur, Yukarı Mezopotamya’nın batısında Yukarı Belih Bölgesi’ne ve onu sınırlayan Kargamış’a kadar etki alanını genişletmişti.Büyük Kralın 9. hükümdarlık yılında Kargamış’ı yöneten Piyaşşili, Kizzuvatna ülkesinde, birlikte bir kült törenine (dini tören) katıldıkları sırada öldü. Suriye’de huzursuzluklar tekrar başladı, Kral’ın ordusunun başına geçerek Kargamış’a gelmesi ve Piyaşşili’nin oğlunu tahta geçirmesiyle Kargamış Ülkesi’ni düzene sokmuş ve Kuzey Suriye yeniden Büyük Hitit Kralı’nın sıkı denetimi altına girmiştir.Babası Murşili’nin ardından fazla zorluk çekmeden tahta geçen11. Muvattalli, yirmi yıldan fazla ’’Büyük Kral’’ olarak hüküm sürmüştür. O’ nun küçük kardeşi Hattuşili, askeri birliklerin başı, saray memuru, kuzey sınırının sürekli huzursuz bölgelerinde ve Hattuşa’da Vali olarak Hükümdara birçok alanda hizmet vermiştir. Bu dönemde Muvattalli sarayını, tanrı ve atalarının heykelleri ile birlikte Hattuşa’dan Tarhuntaşşa’ya taşımıştır. Muvattalli zamanında Orta Suriye’deki Amurru bölgesi nedeniyle, Hititler’in anlaşmazlığa düştüğü ülke Mısır’dı. Bu anlaşmazlık Kadeş Savaşı’ na yol açtı. (M.Ö. 1274)Günümüzde Mısır’ daki Abydos, Luksor, Abu Simbel’in duvarları ve Ramsesseum’un pylonlarının üzerindeki kabartmalarda, Yakındoğu’nun geçmişindeki en ünlü savaşlardan biri olan Kadeş Savaşı’ nın tasviri görülmektedir. Kabartmalara II.Ramses’in Hitit Kralı II. Muvattalli’yi yenerek elde ettiği zaferin kutlandığı hiyeroglif metinler eşik etmektedir.Firavun çok iyi hazırlanarak savaş alanında bizzat bulunmasına rağmen, savaşın asıl galibi Hititler olmuştur. Amurru yeniden Hitit yönetimi altına girmiş, ayrılıkçı yerel kral Benteşina ise Anadolu’ya sürülmüş, Kadeş Kalesi Hitit denetiminde kalmıştır.Büyük Kral II. Muvattalli öldüğünde, eski bir kurala uyulmuş ve imparatorluğun en güçlü adamı olan kardeşi Hattuşili yerine, oğlu III. Murşili/Urhi-Teşup tahta geçmiştir. O, başkenti Tarhuntaşşa’dan, yeniden Hattuşa’ya taşımıştır. Büyük Kral ile imparatorluğun ikinci adamı Hattuşili arasındaki uzlaşmacı tutum, zamanla bozulmuş ve Büyük Kral’ın, amcası Hattuşili tarafından tahttan uzaklaştırılmasına neden olmuştur.III. Hattuşili bu durumu tanrıların karar verdiği bir “Hak Sorunu” olarak göstermiştir. Yasal bir biçimde tahta geçmediğinin bilincinde olduğu için III. Hattuşili, dini ve diplomatik görevlerine çok sıkı bir şekilde bağlıydı. Kült (Tapınma, ibadet) görevlerinde Büyük Kraliçe Puduhepa kendisine yardımcı olmaktaydı.Bölgede II. Muvattalli döneminden ve Kadeş Savaşı’ ndan bu yana II. Ramses hüküm sürmekteydi. Hattuşili Asur ve Babil Hükümdarları ile olduğu gibi, II. Ramses ile de hükümdarlar arasındaki olağan ilişkilerini sürdürmüştür. I. Şuppiluliuma’ dan beri süregelen savaş durumunu sona erdirmiş ve Mısır ile barış antlaşmasını imzalamıştır. Antlaşma Hattuşa’ da ortaya çıkarılan ve günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunan kil tabletten anlaşılmaktadır.Akadca yazılmıştır. Ayrıca Mısır-Karnak Ramesseum’ da da Mısır hiyeroglifi ile kaleme alınmış kopyaları görülmektedir. II. Ramses ile yapılan barış antlaşması, Hattuşili’ nin hükümdarlık döneminde ulaştığı bir zirvedir. Bu başarı kendisinin rakipleri Asur ve Babil ile Ege’ deki rakibi Ahhiyava karşısındaki konumunu güçlendirmiştir.Kurallara uygun olmaksızın tahta çıkmış olmasına rağmen, III.Hattuşili önemli politik başarılar ve uluslararası takdir kazanmıştı; ancak Hattuşa’da tahtına çıkacak kişi ile ilgili düzenlemeyi yapmak da kendisi için önemliydi. Önceden seçilen varisten vazgeçilmiş ve yerine Prens IV. Tuthaliya seçilmişti.Tuthaliya tahta çıktıktan sonra, Tarhuntaşşa Kralı Kurunta ile antlaşma yapmış ve Tarhuntaşşa ülkesinin sınırları yeniden çizilmiştir. II. Muvattali’nin oğlu olarak hanedandan gelen Krala, imparatorluk hiyerarşisi içinde Karkamış Kralı ile aynı düzeyde yer verilmiştir.Hitit İmparatorluğu’nun bilinen son hükümdarı IV. Tuthaliya’ nın oğlu II. Şuppiluliuma, başgösteren yiyecek sıkıntısıyla daha da gerginleşen duruma rağmen bazı askeri başarılar elde etmiştir. Hattuşa’da bugün Güneykale olarak adlandırılan kesimdeki bir yazıtta, II. Şuppiluliuma’ nın askeri birliklerinin Orta ve Güneybatı Anadolu’da başarıyla savaştığından, Tarhuntaşşa’ da da hükümdarın yeniden otorite kurduğundan söz edilir. Çivi yazılı belgeler de, Kargamış Kralı ve doğrudan Büyük Kral tarafından denetlenen Alaşiya (Kıbrıs) ülkesiyle antlaşma yapıldığı belirtilir.Hitit İmparatorluğu’nun M.Ö. 1200’den kısa bir süre sonra yıkılma nedeni halen tam olarak anlaşılamamıştır. İmparatorluğun yıkılmasına çeşitli etkenlerin neden olduğu değerlendirilmektedir. Son büyük kralın hüküm sürdüğü dönemde, halk içinde huzursuzluklar ve Hitit aristokrasisinde giderek artan çatışmalar başgöstermiştir.Hitit Devletinin ayakta olduğu son yıllara tarihlenen yazılı kaynaklar, sefalet içinde olduğu belirtilen Anadolu’ya Suriye ve Mısır’dan büyük miktarlarda tahıl sevk edildiğini kanıtlamaktadır. Aynı zamanda Anadolu’daki huzursuzluklar ve Suriye üzerindeki Hitit etkisinin azalması da Hitit İmparatorluğu’nun yıkılmasında neden ya da sonuç olarak değerlendirilmektedir.Arkeolojik araştırmalarda Hitit yerleşimlerinde bulunan yazılı belgeler, Anadolu’da aynı dönemde (M.Ö. 1800’ lü yıllarda) Hint-Avrupa dillerinin en eskisi Hititçe’den başka, yine aynı dil grubuna ait Luvi ve Pala dillerinin, ayrıca Hurrice, Hattice ve Akadca’ nın yazı dili olarak kullanıldığını göstermektedir. Çivi yazısı ile yazılan bu dillerde her işaret bir heceyi simgeler. Hititlerin kullandığı bir başka yazı türü de Luvi dilinde yazılan ve hiyeroglif denen resim yazısıdır.Hititlerin kullandığı ve Mısır hiyeroglifinden tamamen farklı olan bu hiyeroglifte, heceler hatta kelimeler tek bir işaretle temsil edilebiliyordu. Hiyeroglif daha çok mühürlerde ve kaya anıtları gibi büyük yazıtlarda tercih edilmekteydi. Hititlerde okur yazarlık yalnızca çok küçük bir gruba ait bir beceri olarak kabul edilirdi. Çivi yazısını kralların da (LUGAL.GAL) okuyamadıkları, aldıkları mektupların sonunda yer alan ve yazıcıya hitap ettiği anlaşılan “sesli oku” ibaresinden anlaşılır. Çivi yazısıyla yazılmış metinler arasında yıllıklar, törensel metinler, tarihi olaylara ilişkin belgeler, antlaşmalar, bağış belgeleri ve mektuplar vardır.Bu yazı kil tablet üzerine, kalem yerine kullanılan sivri uçlu bir araçla, kil henüz ıslakken kazılarak yazılıyordu. Kil tabletlerin, özellikle yangın geçirip sertleşmiş olanları, günümüze kadar iyi durumda gelmiştir. Ahşap ve maden tabletlerin varlığı yine metinlerden bilinmektedir. Hattuşa’da 1986 yılında bulunan ilk madeni tabletin üzerinde “Hitit Kralı ile Tarhuntaşşa Kralı arasındaki bir antlaşmanın” metni vardır.Hitit DiniHitit dini çok tanrılı bir dindir; panteonun (tanrılar ailesi) içinde binlerce tanrı ve tanrıça vardır ve bunların pek çoğu diğer kavimlerin dinlerinden alınmıştır.Hititler’ de tanrılar tıpkı insanlar gibidir. Fiziki şekilleri insan gibi olduğu kadar, ruhen de onlarla aynı olup, insanlar gibi yerler, içerler, kendilerine iyi bakıldığı sürece insanlara iyilik ederler; ancak ihmal edildikleri zaman hemen intikam almaya, insanları en acımasız yöntemlerle cezalandırmaya hazırdırlar. Bir Hitit metni insanlarla tanrıları birbirleriyle kıyaslamakta ve tanrı- insan ilişkilerini bey - hizmetçi ilişkilerine benzetmektedir.Hitit devletinin panteonu Anadolu ve Suriye şehirlerinin çeşitli yerel panteonlarının zamanla bir araya getirilip birleştirilmesinden oluşmuştur.Hitit devletinin başlangıcından itibaren baş tanrı, fırtına tanrısıdır (Teşup). Kozmik dönemi (kainatı) sağlayan, krallığı ve ülkenin düzenini koruyan fırtına tanrısıdır. Kral, efendisi adına ülkeyi yönetir.Siyasal yapısı itibariyle Hitit Devleti, Kral ve üyeleri kraliyet ailesinden gelen kişilerden oluşan politik bir kurumdu. Yönetimin politik organı Panku’dur (İmparatorluk Meclisi). Herhangi bir politik sorun olduğunda Panku Kral tarafından toplantıya çağırılmaktaydı.Hitit Kraliyet ailesi, dışarıya karşı kapalı bir topluluk değildi. Krallık kalıtsaldı, ancak, Kral olabilecek birinci ve ikinci dereceden erkek olmaması durumunda, birinci dereceden bir prensesin eşi de Kral olabilirdi. Kral tarafından belirtilen veliahdın Panku’nun onayını aldıktan sonra bağlılık yemini etmesi gerekiyordu. Krallık yanında, kurumsallaşmış bir Kraliçelik de vardı. Kraliçenin politik hayatta önemli görevler üstlendiği III. Hattuşili’nin eşi Puduhepa’nın icraatlarından anlaşılmaktadır. Ancak Hitit devlet yapısında Kral, mutlak güçtü.Hitit İmparatorluğu’nun YapısıSiyasal yapısı itibariyle Hitit Devleti, Kral ve üyeleri kraliyet ailesinden gelen kişilerden oluşan politik bir kurumdu. Yönetimin politik organı Panku’dur (İmparatorluk Meclisi). Herhangi bir politik sorun olduğunda Panku Kral tarafından toplantıya çağırılmaktaydı.Hitit Kraliyet ailesi, dışarıya karşı kapalı bir topluluk değildi. Krallık kalıtsaldı, ancak, Kral olabilecek birinci ve ikinci dereceden erkek olmaması durumunda, birinci dereceden bir prensesin eşi de Kral olabilirdi. Kral tarafından belirtilen veliahdın Panku’nun onayını aldıktan sonra bağlılık yemini etmesi gerekiyordu.Krallık yanında, kurumsallaşmış bir Kraliçelik de vardı. Kraliçenin politik hayatta önemli görevler üstlendiği III. Hattuşili’nin eşi Puduhepa’nın icraatlarından anlaşılmaktadır. Ancak Hitit devlet yapısında Kral, mutlak güçtü.Kadeş Savaşı ve Barış AntlaşmasıM.Ö. 1274 tarihinde II. Ramses ile Muvattalli arasında Kadeş önünde büyük bir meydan savaşı yapılmış ve Kadeş Barış Antlaşması ile sonuçlanmıştır. Bu antlaşmaya bağlı olarak II. Ramses savaştan önce aldığı yerleri boşaltmış, Kadeş Şehri Hititlere kalmıştır.Kadeş Barış Antlaşması sırasında orduda çıkan bir isyanda, Muvattalli öldürülmüştür. Antlaşma, onun yerine geçen III. Hattuşili tarafından imzalanmıştır. (M.Ö.1269) Bu antlaşma dünya tarihinde eşitlik ilkesine dayanan en eski antlaşmadır. Antlaşma çivi yazısıyla gümüş plakalar üzerine Akadca olarak yazılmıştır. Ayrıca Kralın mührünün yanında Kraliçenin mührü de vardır.Bu antlaşmanın gümüş levhalara kazınmış olan asıl metinleri kayıptır. Mısır’da tapınakların duvarlarına kazınan antlaşmanın bir nüshası da, Boğazköy (Boğazkale) kazılarında kil tablet olarak bulunmuş olup Istanbul Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.Kadeş antlaşmasının Hattuşa’da bulunan çivi yazılı tabletinin büyütülmüş kopyası New York’ta Birleşmiş Milletler Binasında asılıdır.Kadeş Antlaşması Metni“Mısır Memleketi Kralı, Büyük Kral, Kahraman Ra-maşe-şa mai Amana’nın Hatti memleketlerinin büyük Kralı Hattuşili ile iyi dostluklarının , kardeşliklerinin ve büyük krallıklarının devamı için yaptıkları antlaşmadır.Bunlar, Mısır memleketi Büyük Kralı, bütün memleketlerin kahramanı, Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral, kahraman Minmua-rea’nın oğlu, Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral, kahraman Min-pahirita’rea’nın torunu, Rea-Maşeşta-Mai Amana’nın, Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral, Murşili’nin oğlu, Büyük Kral, Hatti memleketi Kralı, kahraman Şuppiluliuma’nın torunu, Büyük Kral, Hatti memleketi Kralı, kahraman Hattuşili’ye söylediği sözlerdir.Aramızda daima olarak iyi kardeşlik ve iyi sulh kurdum. Mısır memleketi ile Hatti memleketi arasındaki münasebetlerde iyi kardeşliğin ve iyi sulhun tesisi için şunları söylüyorum: İşte, Mısır memleketi ile Hatti memleketi arasındaki münasebete gelince, ezelden beri tanrı onlar arasında düşmanlığa müsaade etmediğinden antlaşma ebedidir. Büyük Kral, Mısır memleketi Kralı, Rea-Maşeşa Mai Amana, güneş ve fırtına tanrılarının münasebeti gibi öyle edebi bir münasebet tesis etti ki, o aralarında daima düşmanlık yapmağa mani olur.Mısır memleketi Kralı, büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana gümüş bir tablet üzerine kardeşlik Hatti memleketi Kralı, büyük Kral Hattuşili ile bugünden itibaren aramızda iyi sulh ve iyi bir kardeşlik tesisi için bir muahede yaptı. O benim kardeşimdir, ben de onun kardeşiyim ve onunla daima sulh halindeyiz. Bize gelince: Bizim kardeşliğimiz ve sulhumuz evvelce Mısır memleketi arasındaki sulh ve kardeşlikten daha iyi olacaktır.Bak, Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral Hattuşili ile sulh ve kardeşlik halindedir.Bak, Mısır memleketi Kralı Rea-Maşeşa Mai Amana’nın oğulları Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral Hattuşili’nin oğulları ile ve kardeşleri ile sulh ve dostluk daimidir. Onlar da bizim gibi kardeş ve sulh halindedir.Mısır memleketiyle Hatti memleketi arasındaki münasebete gelince: Onlarda bizim gibi daima kardeşlik ve sulh halindedirler.Mısır memleketi Kralı, büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana istikbalde her hangi bir şey almak için Hatti memleketine girmeyecektir. Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral Hattuşili de istikbalde herhangi bir şey almak için Mısır memleketine girmeyecektir.Bak Güneş ve Fırtına tanrılarının Mısır memleketi ile Hatti memleketi için getirmiş oldukları ilahi nizam, onlar arasındaki sulh ve kardeşliktir, düşmanlık değildir. Bak Mısır memleketi Kralı; Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana bugünden itibaren iyi durumu muhafazada sebat edecektir. İşte Mısır memleketi Hatti memleketi ile daimi sulh ve kardeşlik halindedir.Eğer yabancı bir memlekette bir düşman Hatti memleketine gelirse ve Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral Hattuşili bana “Ona karşı koymak için bana yardıma gel” diye bir haber gönderirse Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana piyadesini süvarisini gönderecek onu öldürecek, Hatti memleketi için ondan intikam alacak.Eğer Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral Hattuşili tâbi beylerine kızarsa, onlar ona karşı bir kusurda bulunursa Mısır memleketi Kralı Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana’ya haber gönderirse Mısır memleketi Kralı piyadesini ve süvarisini ona gönderir. O kimlere kızmışsa onları imha eder.Eğer dış memleketlerden yabancı bir düşman Mısır Kralı kardeşin Rea-Maşeşa Mai Amana’ya ve Mısır memleketine karşı gelirse ve onun kardeşi Hatti memleketi Kralı Hattuşili’ye “Ona karşı koymak için bana yardıma gel” diye bir haber gönderirse Hatti memleketi Kralı Hattuşili piyadesini, süvarisini gönderecek ve benim düşmanımı öldürecek.Eğer Mısır Kralı Rea-Maşeşa Mai Amana tâbi beylerden birine kızarsa, onlar ona karşı birleşirlerse ve ben Hatti Kralı kardeşim Hattuşili’ye “Haydi” dersem Hatti memleketi Büyük Kralı Hattuşili piyadelerini ve harb arabalarını gönderecek, o kimlere kızmışsa onların hepsini mahvedecek.Bak, Hatti memleketi Kralı Hattuşili’nin oğlu babası Hattuşili’nin bir çok senelerinden sonra Hattuşili’nin yerine Hatti memleketi Kralı olacak. Eğer Hatti memleketinin asilzadeleri ona karşı birleşirlerse Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana piyadelerini ve harp arabalarını Hatti memleketinin hatırı için onlardan intikam almak üzere gönderecek. Hatti memleketinin Kralının ülkesinde asayişi temin ettikten sonra memleketleri Mısır’a dönecekler.Eğer bir asilzade Hatti memleketinden kaçarsa böyle bir adam Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea Maşeşa Mai Amana’ya iltica ederse vazifesini yerine getirmek için, ister Hatti memleketi Kralı Hattuşili’ye ait olsun, ister ayrı bir şehre ait olsun, onu yakalayacak ve onu Hatti Kralı, Büyük Kral Hattuşili’ye iade edecektir.Eğer bir asilzade Mısır memleketi Büyük Kralı Rea-Maşeşa Mai Amana’dan kaçarsa ve böyle birisi Hatti memleketine, Hatti memleketi Kralı Büyük Kral Hattuşili’ye gelirse onu yakalayacak, kardeşi Mısır memleketi Kralı Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana’ya iade edecektir.Eğer bir adam veya iki üç adam Hatti memleketinden kaçarsa, Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana’ya gelirse Mısır memleketi Kralı Büyük Kral onları yakalayacak ve kardeşi Hattuşili’ye iade edecek. Mısır Kralı ve Hatti Kralı kardeştirler, bu sebepten onları bu kabahatleri için şiddetle cezalandırmasınlar, onların gözlerinden yaş akmasın, bu şahıslardan karıları ve çocuklarından intikam alınmasın.MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİNDE ÇORUM Çorum’da Milli Mücadele hareketi üç bölüm halinde açıklanabilir.19 Mayıs 1919’ dan Önce Çorumİttihat ve Terakki Partisinin kökü olan Vatan ve Hürriyet Cemiyetinin kurulmasında Çorum’lu Doktor Mustafa Cantekin’in büyük rolü olmuştur. Çorum’da İttihat ve Terakki Partisinin kurulmasında Edebiyat öğretmeni Münüf Kemal, Yüzbaşı Selahattin öncülük etmişlerdir.I.Dünya Savaşından önce meydana gelen genel karışıklık Çorum’da da görülmüş Hürriyet ve İtilafçılar Avukat Kamil ve Avukat Sabit öncülüğünde faaliyete geçmişlerdir. Bu zamanda İttihat ve Terakki Partisi dağılmıştır.19 Mayıs 1919’dan 23 Nisan 1920’ye Kadar Geçen OlaylarGazi Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıktığı sırada ülkenin içinde bulunduğu karışıklık ortamı Çorum’da da yaşanmaktaydı. Bu zamanda Çorum Ankara’ya bağlı bir sancaktır. Bu sancağın yönetiminde Ankara Valisi olan Muhiddin Paşa’ya bağlı Samih Fethi bulunmaktaydı. Padişah taraftarı olan bu kişiler Milli Mücadele hareketine cephe almışlardı. Atatürk, Ali Fuat Cebesoy’u görüşmek üzere Havza’ ya davet etti.Ali Fuat Cebesoy, Sungurlu - Çorum - Merzifon yolunu uygun görerek 16-17 Haziran’ da Çorum’a gelmiş ve burada misafir olmuştur. Onu takip ederek Çorum’a gelen Ankara Valisi Muhiddin Paşa, Muhtasarrıf Samih Fethiyle görüşerek Ali Fuat Cebesoy’u tutuklamak istemiş ancak başarılı olamamıştır.Atatürk Erzurum Kongresini yaptıktan sonra, kongre yapmak üzere Sivas’a geldiği sırada, Çorum’da bulunan Samih Fethi bir takım engellemeler yapmak istemişse de başarı gösterememiştir. Çorum Sancağından Sivas Kongresine katılmak üzere, Mehmet Tevfik Efendiyle Çorum Lisesi Fransızc a Öğretmeni olan Dursun Bey temsilci olarak gönderilmiştir.Cumhuriyetin İlanına Kadar Çorum’da Geçen Olayların Ana HatlarıGazi Mustafa Kemal’ in her sancaktan beş kişi seçilmesine dair genelgesine uyularak Çorum’dan seçilen beş kişi, ilk T.B.M.M.’ ni kurmak üzere Ankara’ya gönderildiler. Bu sırada Çorum’a Mutasarrıf Vekili olarak Haymana Kaymakamı Cemal Bey atanmış ve Çorum’a gelişinden bir gün sonra Ankara’da T.B.M.M. açılmıştır.Milli Mücadele hareketinin başlangıcı ve en zor zamanında Çorum bir taraftan Çapanoğullarının, öte yandan Pontusçuların tehdidi altında bulunuyordu. Çorum halkının Milli Mücadele hareketine bağlılığı sayesinde, Çapanoğulları isyanı daha fazla genişlemeden söndürülmüştür.Çorum Milli Mücadelede en çok şehit veren illerden olup, merkez ve ilçelerinden İstiklal Savaşına katılan 1510 kişi İstiklal Madalyası ile onurlandırılmıştır.ÇORUM’DA İKİ-ÜÇYÜZ SENE EVVELE AİT BAZI OLAĞAN ÜSTÜ HADİSELERHicri 960-1247 seneleri zarfında Çorum’a ait ve olağan üstü sayılan bazı hal ve hadiseleri not olarak aşağıya naklediyorum. Bunlar, bir yazma tarih kitabından alınmıştır. Bu kitap III. Selim devrine kadar umumi malumatı muhtevidir. Kitabın başındaki mukaddimeye nazaran Yusuf Bin Abdullatif’in Şeccetuul-Ahbar isimli olduğu anlaşılmaktadır. Naklettiğim notlar kitabın son dört sahifesine muhtelif kalemlere sıra gözetmeksizin dercedilmiş haldedir ve oldukça itina ile yazılmış olduğu görülmektedir.Bu kitabı bana Yaşar Leblebicioğlu göstermiştir ki babası merhum Ragıp efendinin kitapları arasında bulunmuştur.Notlar:1-1127 tarihinde Revkır namında ben şahim deyü bir emir namına bir kimse huruç edip karyelerde Mecidözü kazasında şahlık iddia eden namezhep olan melunun üzerinde Çorum paşası ile Çorum ahalisi üzerine çıkıp beş on ademimizi şehit ettiler. Sonra Sarı Mustafa namında bir yiğit gidip bieyyi hal bulup venk edip ol melunu tevabii ile başların kesip Çorum’a getürdü.2-Nefsi Çorum’da vaki olan zelzele mahi cemazilahrinin oltıncı gecesi Pazar gecesi idi. Çarşı, Pazar, yapı, mescitler ve mescitler haraboldu tarih 986 hışmı ilahi.3-Nefsi Çorum Kalesine mübaşeret(Başlandı) olundu sene 9604-1104 senesinde mahi seferin 18. gecesi Leylei Çarşamba idi. Bir azim zerzele olmuştur ki nice şehirler karyeler harap olmuştur. Fi 18 şehri seferülhayır lisene erbeamie ve elf vakitler de beynel işaiyeyn idi.5-Nefsi Çorum’da 1136 senesinde mahi cemazilevvelinin 28. Çarşamba sabah yeri ağırırken Sivas mütesellimi olan Rişvan oğlu 200 miktarı atlı ile dere bağ semtine gelip bir bölük yayan adam irsal edip Baki efendinin odasında gafilin yatarken mamalizade Ömer paşayı kurşun ile pencereden vurup sonrada boğazlamışlardı. Gaflet olunmıya sene 1136 fi 28 ca.6-Nefsi Çorum’da 1202 senesinde mahi Receb’in 20. günü Çarşamba günü idi. Kanunisaninin 28. günü ziyade mübalağa ile yel esüp evlerin pencerelerinden içeri kar topu tolu oldu. Dükkanların dahi içleri doldu. Ve duvarlar yıkıldı. Irkat ile kar çektirdiler. Pir tekkesi yanında sokaklarda kar duvar boyunca oldu. Bir kişi dahi ahır deliğinden çıkmışta evinin kapısını güçlükle açmış, yel bir gün bir gece esdi. Allahuazimuşşan son encamın hayır eyliyeamin.Sene 1142 fi 30.7-Nefsi Çorum’da vaki yeni Hamam binasına mübaşeret(Başlandığı) olduğufişehir zilkade sene 981.8-1124 senesinde mahi cemazilevvelin ikinci günü mayısın 27. günü yevmi Çarşamba dağlara kar yağmıştır.9-1142 senesinde mahi zilkadenin 26. günü haziran ibtidasında isneyn günü ikindiye yakın karye seray ile karye-i çoluş mabeyninde(arasında) Çorum ehallileri(ahalileri) miyri bayraklariyle cenk edip Çorum ehaliler bozulmuştur ki adem öldü.Çorumlu’da 30-40 kadar dahi adem yaralanmamıştır. Nice tüfenk ve eşya aldılar. Milli bayrakları Çorum’ludan gaflet olunmıya.10- Serasker Ali Paşa Çorum’a geldi. Sene 1159 fi 29 cem. Yevmi Cuma

0 yorum.

Sanayi ve ticaret,Kaplıcaları,Evliyaları.meşhur leblebisi,gelenek el sanatları,müzesi,egitim

Tarih 26 Şubat 2008, 21:43. Yazan ugurcan.  
Etiket: çorum

Çorumda eğitim









Mill Eğitim Çorum'da Cumhuriyet Öncesi Eğitim
Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sinde Çorum'daki eğitim anlatılırken sübyan okulları ve medreselerden bahsedilmiştir. Osmanldar döneminde eğitim, medreseler ve dergahlar tarafından yürütülmüştür. 19. yy.' ın son yıllarında Ali izzet Efendi'nin Tezkire-i Makamat isimli kitabında Çorum'daki eğitim kurumlarıyla ilgili istatistiki bilgilere rastlanmaktadır. Buna göre qorum'da 10 sübyan mektebi, bir rüştiye mektebi, 10 medrese ve iki kütüphane bulunuyordu. Çorum il Merkezinde ilk rüştiye, 1871 yılında açılmıştır. ilk Kız Rüştiye Mektebi 1902 yılında 6
öğretmen ve 72 öğrenci ile açılmıştır. Yine 1902 yılında Çorum merkezinde altı ilköğretim okulu, altı sübyan (mahalli) mektebi bulunmaktadır. Albayrak Ilköğretim Okulu'nun eski binası, Kız Meslek Lisesi'nin ana binası, eski öğretmen okulunun ahşap binası, rüştiye mektebi olarak kullanılan yerler arasındadır. 1900 yılinda Çorum'da idadi (Lise) açılmıştır. 1924-1925 yılında idadi mektebi kaldırılarak Çorum ortaokulu haline getirilmiştir. İnşaası 1915 yılında tamamlanan Merkez istiklal İlköğretim Okulunda egitime halen tarihi binasında devam edilmektedir. 1922 kayıtlarına göre Çorum ilinde 69 ilkokul vardı. Bu okullarda 4046 Öğrenci kayıtlı idi. 19'u bayan, 143'ü erkek olmak üzere 153 öğretmen görev yapmaktaydı. Biri kız, biri erkek olmak üzere iki Rüşdiye (ortaokul), bir ana mektebi, iki kız mektebi, bir idadi (lise) bulunuyordu. Çorum'da CumhuriyetSonrası Eğitim
Çorum'da eğitimdeki ilk atılım, ilköğretim alanında olmuştur. 1923 yılında 3.660 olan ilköğretimdeki öğrenei sayısı 1943'te 10.073 ulaşmıştır. Yine aynı yıllarda 155 olan öğretmen sayısı 189'a yükselmiştir. 1926 yılında 2 ortaokul ve 124 öğrencisi mevcut iken, 1990 yılında ortaokul sayısı 50'ye, öğrenci sayısı ise 21.341'e ulaşmıştır. 1949 yılında 1 lise, 3 meslek lisesi ile bu okullarda 245 öğrencisi mevcut iken, 1990 yılında liselerin sayısı, 13'ü genel, 16'sı meslek lisesi olmak üzere toplam 29'a, öğrenci sayısı 10.780'e ulaşmıştır.
İlde 2003-2004 öğretim yılı itibariyle eğitim ve öğretim hizmetleri hakkında genel bilgiler:
Okul Öncesi Eğitim Merkez ilçede iki, İskilip'te bir, Sungurlu'da bir olmak üzere toplam 23 derslikli dört anaokulu, 94 anasınıfı bulunmakta olup, anaokullarında toplam 217, anasınıflarında ise 2017 öğrenci eğitim görmektedir.
İlköğretim Okulları İldeki 631 ilköğretim okulundan 611'i ilköğretim okulu, 10'u pansiyonlu ilköğretim okulu, 6'sı yatılı ilköğretim bölge okulu, 4'ü özel ilköğretim okuludur. Bu okullarda, 2.716'sı ilköğretim okullarında, 175'i pansiyonlu ilköğretim okullarında, 67'si de yatılı ilköğretim bölge okullarında olmak üzere 2.958 derslik bulunmakta olup, ilköğretim okullarında derslik başına düşen öğrenci sayısı 29, pansiyonlu ilköğretim okullarında 32, Y.İ.Bölge okullarında 29, şehir ilköğretim okullarında 36, köy ilköğretim okullarında 21'dir. İlde, 84.514 ilköğretim okulu öğrencisi vardır. Bu öğrencilerden; 76.969'u ilköğretim okullarında, 5.597'i pansiyonlu ilköğretim okullarında, 1.948'i de yatılı ilköğretim bölge okullarında bulunmaktadır. ilköğretim okullarında öğrencinin % 52'si erkek, % 48'i kız, öğretmen başına düşen öğrenci sayısı 24, geçen yıla göre öğrenci artışı -% 5, (azalma) iiköğretimden ortaöğretime geçiş % 70' dir.
Ortaöğretim Okullar İlde 53 ortaöğretim okukulundan, 25'i Genel Lise : 4 Anadolu Lisesi, 1 Fen Lisesi, 1 Anadolu Öğretmen Lisesi, 1 Anadolu Güzel sanatlar Lisesi, 17 Genel Lise, 5 METEM (Mesleki Eğitim Merkezi), 2 Ticaret Meslek Lisesi, 1 Anadolu Ticaret Meslek Lisesi, 5 İmam Hatip Lisesi, 1 Sağlık Meslek Lisesi, 6 Çok Programlı Lise, 435'i genel liselerde, 366'sı meslek liselerinde olmak üzere toplam 801 derslik vardır. Ortaöğretimde genel olarak derslik başına düşen öğrenci sayısı 27 olup, bu sayı genel Liselerde 34, meslek Liselerinde 19'dur. İlde toplam 21.829 Ortaöğretim öğrencisinden 14.847'si genel liselerde, 6.982'si de meslek liselerinde bulunmaktadır. Özel Öğretim Kurumları İlde 2003-2004 eğitim-öğretim yılı itibariyle 23 dersane, 2 özel lise ve 3 özel ilköğretim okulu olmak üzere beş özel okul, 16 özel MTS kursu, 6 muhtelif kurs (2 yabancı dil kursu, 2 bilgisayar kursu, bir hızlı okuma ve iyi anlama kursu, 1 estetisyenlik kursu) eğitim ve öğretim vermektedir.
Yaygın Eğitim
İl Halk Eğitim Merkezlerinin Açtığı Kurslar
İl genelinde 2002-2003 eğitim öğretim yılında 14 Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğünce açılan; yetişkinlere yönelik okuma yazma kursları, mesleki, sosyal ve kültürel olmak üzere, 14 tür kurs verilmektedir. Başta giyim, makine nakışı, el sanatları, bilgisayar, anne ve çocuk eğitimi, halk oyunları, I. ve II. kademe okuma yazma kursları olmak üzere çeşitli alanlarda 676 kurs açılmıştır. Bu kurslara 16.848 kursiyer devam etmiştir. 2000-2001 eğitim öğretim yılında 356 kurs açılmıştır. Bu kurslara 7.059 kursiyer devam etmiştir. 2001-2002 eğitim öğretim yılında 840 kurs açılmıştır. Bu kurslara 19.057 kursiyer devam etmiştir.
Ulusal Eğitime Destek Kampanyası Projesi
8 Eylül 2001 tarihinde başlayan kampanyada 22 Eylül 2003 tarihi itibariyle 211 kurs açılmış olup, 3184 vatandaşımız kurslardan yararlanmıştır. 2002-2003 öğretim yılı başından itibaren açılan 62 okuma yazma kursuna ise 928 kursiyer katılmıştır. Mesleki Eğitim Merkezleri
İl'de altı tane Mesleki Eğitim Merkezi (Çıraklık Eğitim Merkezi) bulunmaktadır. Bu merkezlere halen 1.423 çırak, 1.002 kalfa devam etmektedir.
Öğretmenevleri
İl'de bulunan başlıca Öğretmen Evleri; Çorum Merkez 66, Osmancık 50, iskilip 50, Mecitözü 20, Sungurlu 34 kapasiteli olup, yeterlidir. Alaca 8, Bayat 12, Kargı 7, Ortaköy 6 kapasiteli olup ihtiyacı karşılamamaktadır.
Yüksek Öğrenim
Çorum İlahiyat Fakültesi
Çorum ilahiyat Fakültesi, Gazi Üniversitesine bağlı olarak eğitim öğretim faaliyetini sürdürmek- tedir. 2003-2004 öğretim yılında 163 öğrenci öğrenim görmekte olup bünyesinde Hacı Bektaşi Veli Araştırma Vakfı Merkez Şubesi bulunmaktadır.
Çorum İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Gazi Üniversitesine bağlı olarak eğitim ve öğretim faaliyetini sürdürmektedir. işletme bölümünde 2003-2004 eğitim öğretim yılında 340 öğrenci öğrenim görmektedir. 2002 yılında ilk mezunlarını vermiştir.
Çorum Mühendislik Fakültesi
Gazi Üniversitesine bağlı olarak eğitim öğretim faaliyetini sürdürmektedir. Kimya ve Makine Mühendisliği bölümleri olmak üzere 2 bölümde 2003-2004 eğitim öğretim yılında 233 öğrenci öğrenim görmektedir. Çorum İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ile aynı binada hizmet vermektedir.
Çorum Mühendislil fakültesi
Fen-Edebiyat Fakültesi
Çorum' da Fen Edebiyat Fakültesi açılması kararı, 28 Ağustos 2003 Tarihinde Bakanlar Kurulunca Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Kuruluş aşamasındadır.
Çorum Meslek Yüksek Okulu
Gazi Üniversitesine bağlı olarak eğitim öğretim faaliyetini sürdürmektedir. Yüksek okul teknik programlar bölümünde 7, iktisat ve idari programlarbölümünde 4 olmak üzere normal öğretimde 11 programda eğitim öğretim faaliyetlerinde bulunmaktadır. 2003-2004 eğitim öğretim yılında Yüksek okul bünyesinde 1.449 öğrenci öğrenim görmektedir.
Çorum Meslek Yüksek Okulu
Çorum Sağlık Yüksek Okulu
Çorum Sağlık Yüksek Okulu
Gazi Üniversitesine bağlı olarak eğitim öğretim faaliyetini sürdürmektedir. 2003-2004 eğitim:-öğretim yılında 156 öğrenci öğrenim görmektedir

 

Basın

Ülkemizde ilk basımevi, 1727 yılında ibrahim Müteferrika tarafından kurulmuş, ilk gazete 2.Mahmut zamanında 1830 yılında Fransızca basılan " Le Moniteur Ottoman " olmuştur. ilk Türkçe resmi gazete ise 1831 yılında haftalık olarak yayınlanan " Takvim-i Vekai " dir. Çorum'a matbaanın girişi ve ilk basımevinin kuruluş yılı 1921'dir. Çorum liva Gazetesi adıyla ilk yayın 1 Mayıs 1921'de, basımevinin sahibi İl Özel idaresi tarafından çıkarılmıştır. Süheyb Rumi Karafakioğlu tarafından "Fikret" isimli 1925-1927 yılları arasında ilk özel gazete çıkarılmıştır. Çorum Liva gazetesi de 1924 yılından sonra " Çorum " adıyla yayın hayatını uzun yıllar haftada bir, daha sonra günlÜk olarak 1964 yılına kadar sürdürmüştür. Çorum Gazeteciler Cemiyeti 1986 yılında kurulmuştur.

Çorum Müzesi



Hattuşa'da 1906 yılında başlayan ilk bilimsel kazıları 1907 yllında Alacahöyük'te yapılan kısa süreli kazılar takip etmiştir. 1933 yılında Atatürk'ün talimatlarıyla Milli Kazılar döneminin başlamasının ardından, 1935 yılında başlatılan Alacahöyük kazısına verilen destek sonucu, aynı dönemde Merkez İlçedeki Büyük Güllücek, Pazarlı, sonraları Eskiyapar'da kazılara başlanmıştır. Bu merkezlerde yapılan çalışmalar sonucunda Alacahöyük'te olduğu gibi önemli sonuçlar alınmıştır. Alacahöyük, Hattuşa-Boğazkale ve diğer kazı merkezlerinden olumlu sonuçlar alındıkça, bu zenginliklerin kaynağı olan Çorum'da da 1937 yılından itibaren, dağınık olarak bulunan eserleri bir araya toplama ve Müze kurma çalışmaları başlamıştır. Alacahöyük, Hattuşa-Boğazkale, Pazarlı ve Kuşsaray gibi merkezlere ait buluntuların sergilendiği eski Müze Binası, 13 Ekim 1968 yılında açılmış ancak, son yıllarda arkeolojik kazılar sonucu elde edilen eserlerin yoğunluğu nedeniyle ihtiyaca cevap veremez duruma gelmiştir. 1908 yılında inşaatına başlanan, 1914 yılında tamamlanan Yeni Müze Binası ise Sıhhat Mektebi olarak yapılmış, daha sonra Ziraat Mektebi ve Makina Meslek Yüksek Okulu olarak hizmet vermiştir. Binada bulunan kitabede : " 1332 Kanunu Evvel 1335 Sefer 21 Emraz-ı Umumiye Hastahanesi Çorum Sancağının Hakimiyetinden ahalisinin ve Evkaf-ı Humayun nezareti celilesinin izmar ve muavenetiyle inşa olunmuştur " yazılıdır. Bina, yeni Çorum Müzesi olarak 2003 yılında hizmete açılmıştır. 19. yüzyıla has mimari özellik taşıyan Müze Binası, kumtaşından, bodrum kat dahil üç katlı olarak inşa edilmiştir. Bina, "Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlığı" olarak tescillenmiştir.
Roma Dönemi Seramik Eserler Vitrini(M.Ö.30-M.S.395)
Roma Dönemi Pişmiş Toprak ve Bronz Heykelcikler (M.Ö.30-M.S.395)
Alacahöyük Müzesi Çorum Müze Müdürlüğü'ne bağlı Alacahöyük Müzesi, Alacahöyük beldesinde yeralmakta olup, Çorum'a 45 km uzaklıktadır. Devam eden onarım çalışmaları nedeniyle Kültür ve Turizm Bakanlığınca 21.09.2001 tarihinden itibaren ziyarete kapatılmıştır. Boğazkale Müzesi Çorum Müze Müdürlüğü'ne bağlı olarak hizmet veren Boğazkale Müzesi Çorum'a 82 km. mesafede Boğazkale İlçe merkezindedir. 12 Eylül 1966 yılında açılan Müze, (Hattuşa) kazılarında açığa çıkan ve çevreden müzeye gelen eserlerin depo ve sergilenmesinin yapıldığı mahalli bir Müze konumundadır

 

Gelenek el sanatları

Sepetçilik İskilip ilçesinde az miktarda yapılmaktadır. Fındık ağacı ve ak söğüt denilen söğüdün bir türünden yapılan sepetler; he, çit, zembil, el sepeti, sele sepet, kadın sepeti, çocuk sepeti olarak adlandırılmaktadır.
Semercilik
Yük hayvanlarının sırtına yerleştirilen semer çok eskilerden beri İskilip' de yapılmaktadır. Keçi derisi ve kamıştan (saz) yapılan semer, seri bir çalışmayla bir ustanın elinden bir günde çıkmaktadır. Semerlerin;palan, çatal semer, sele semer, katırlara takılan kara semer şeklinde çeşitleri var Bakırcılık Bakırcılık 1910 yılından beri Çorum merkez ve İskilip İlçesinde devam etmektedir. Son yıllarda üretim oldukça düşmüştür. Çorum Merkezinde Bakırcılık Kargı Bezi Yöre halkının temel giyim ihtiyaçlarına yönelik olarak ipek ve iplikten dokunan Kargı Bezi, İlçe merkezi ve Kızılırmak vadisindeki yerleşim birimlerinde ( Gökçedoğan, Boğazözü, Köprübaşı, Karacaoğlan köyleri ) halen dokunmaktadır.                           Meşhur Çorum leblebisi





Kuruyemişlerin hemen hepsi yaş sebze veya meyvelerin kurutulması, bazılarının da bir kere kavrulması ile yenebilecek kıvama gelir. Çorum'un meşhur sarı leblebisinde ise durum biraz farklıdır. Leblebi zaten kuru olan nohuttan yapılır. Nohutun leblebiye dönüşmesi bir buçuk aylık bir emeğin ürünüdür.
Tarihi dükkanlarda, tek kavrumluk leblebiler çuvallardan tenekelere, oradan leğenlere dolduruluyor. Odun ateşi ile yeterli sıcaklığa ulaşan fırına aktarılan leblebiler son kavurmadan sonra tekrar çuvallara doldurularak dumanı üstünde satışa sunulur.
Çorum'da her köşebaşında bir leblebici dükkanı bulmanız mümkün. Öteden beri bu yörede yetişen nohutun iriliği ve ve leblebiye dönüşümü haklı bir üne kavuşmuş. Altmışlı yıllardan sonra artık bölgede yetiştirilen nohut, leblebi üretimine yetmemeye başlamış ve başka bölgelerden nohut getirilmiş. Buna rağmen Çorum Leblebisi ününden hiçbir şey kaybetmemiş. Senelerdir liderliğinden taviz vermemesinin nedeni de kuşaktan kuşağa aktarılarak bugüne ulaşan kavurma işlemlerindeki beceri olsa gerek. Nohuta ayrı bir lezzet ve altın sarısı rengini kazandıran geleneksel leblebi üretimi bir yandan devam ederken, odunun yerini tüp gazının aldığı modern yöntemler de kullanılmaya başlanmış.
Leblebi yapmak için öncelikle ateş tuğlası, kerpiç, tava ve karıştırıcıdan oluşan bir kavurma ocağı gerekiyor. Kullanılacak odunların is yapmayan cinsten olması ise önemlidir. Eleme işleminden geçirilen nohutlar önce ayrılır. Birinci kavurma işleminden sonra sıcak olarak çuvallara doldurulup iki gün dinlendiriliyor. İkinci kavurmadan sonra yine iki gün dinlendirilen nohutlar kuru bir yere serilerek 15-20 gün bekletiliyor. Bu kavurma ve dinlendirme işlemleri leblebinin kalitesi açısından son derece önemlidir. Nohutlar 3. kavurmadan önce nemlendirilip çuvallrada 1 gün bekletiliyor. 3. kavurmada nohutların kabukları ayrılır. Buna "tek kavrum leblebi" denir. Leblebinin acılı, tuzlu veya karanfilli çeşitlere dönüşmesi, bu son kavurma aşamasında gerçekleşiyor. "Leblebi şekeri" ise kısa bir son kavurmadan sonra elde edilir. Hemen belirtelim ki "sakız leblebi" adıyla da bilinen "beyaz leblebi" ayrı bir uzmanlık gerektirmekte olup Çorum'a da başka yörelerden gelmiştir.
İmalat sürecinden de anlaşılacağı gibi bu kadar çaba ve zahmet, Çorum leblebisinin ününü yıllar öncesinden bugünlere taşımasının bedeli olsa gerek. Leblebi çeşitleri : Çorum'a özel iki yeni leblebi çıtır leblebi ile çıtır fıstık ; kolestrolü sıfır olan bu iki yeni ürün soya ununun leblebi ve fıstığa kaplanması ile imal ediliyor.Zayıflamak ve formda kalmak isteyenler için özel bir çeşit! Eextra Leblebi,Layt leblebi (şeker + soya ) , Sakızlı Leblebi, Çikolatalı Leblebi, Çıtır leblebi(soyalı), Acılı Leblebi,Karanfilli leblebi , Tuzlu Leblebi , Meyveli Leblebi ,Sürmeli Kırık Leblebi .Cinsi leblebi : 376 kalori 19,2 protein 6,2 yağ 56,7 karbonhidrat

Çorum Evliyaları



SUHEYB İBNİ SİNAN RUMİ VE UBEYD GAZİ İkisinin de ashabın ilk müslümanlarından oldukları alimlerce bilinmekte olup halk arasında da meşhurdur. Çorum şehrine çeyrek saat mesafede Hıdırlık mevkiinde yüksekçe bir yerde defn edilmişlerdir. Mübarek türbeleri, yanında bulunan cami zaviyeleri, Selçuklu sultanları tarafından inşa ettirilmiştir. Ayrıca ziyarete gelenlere yemek verilebilmesi için Köyarazisi, vakıf tahsis edilmiştir. Osmanlı Devleti tarafindan şehir civarında bulunan, devlete ait arazi gelirlerinden türbedarlık vazifesi için yıllık elli Çorum ölçeği ve aylık 300 kuruş tahsis edilmiştir. Zamanla cami, türbe ve zaviye harap olmuştur. Bu durum Sultan Abdülhamit Han'a bir mazbata ile arz edildiğinde yeniden bina inşa olunmak üzere 150.000 kuruş ihsan buyurmuştur. Bununla cami, vaviye ve türbe, yeni bir tarzda ve yeni baştan bina ve inşa edilmiştir. Mübarek günlerde ve diğer zamanlarda sürekli ziyaret edilen bir ziyaretgah olmuştur. Çorum'dan, köylerinden, yakın ve uzaktan çok ziyaretçi gelmektedir. Suheyb ibni Sinan Rumi hazretlerinin künyesi Ebu Yahya'dır. Musul'da doğmuştur. Çocukluğunda Rumlar 'a esir düşmüştür. Rumlar arasında yetişmesinden dolayı Rumi lakabını almıştır. Mekke 'de iken azat edilip ilk iman edenlerden otuzyedinci olarak Hz. Peygamber 'in sahabeliği şerefine nail olmuştur. Savaş ve barış dönemlerinde Hz.Peygamber 'e hizmetten bir an bile ayrılmamıştır.Sonra dört halife devrindeki savaşlarda da cihatlara katılmıştır. Suheyb Rumi, Medine'ye hicreti esnasındaki fedakarlığı üzerine, hakkında şu ayet nazil olmuştur; "insanlardan öyleleri vardır ki Allah'ın rızasını almak için kendini satar (feda eder)" (Bakara/207.Hz.Peygamber de onu;"Suheyb, ne güzel kuldur.Allah'tan korkmasaydı bile asla ona isyan etmezdi." ve "Ben, Arabın, Suheyb Rum'un, Selman da Acemin (iran'ın) öncüleridir." buyurarak şan, şeref ve üstünlüklerini ilan etmiştir. Hz. Ömer'in emriyle Hz. Peygamber 'in mihrabında imamlık yapmıştır.Bu durum Hz. Osman dönemine kadar sürdürmüştür. Daha sonra Hz. Hasan Efendimizin hılafeti Hz. Muaviye'ye bıraktığında onun emriyle Hz. Muaviye'nin nezdinde kalmıştır. Onun tarafından istanbul'un fethine gönderilmiş ve yetmiş yaşında iken ahirete intikal etmiştir. Hadis ve siyer kitaplarında, Tarih -Ali diye tanınmış olan Künhül'ahbar adındaki tarih kitabında Suheyb Rumi'nin Çorum'da medfun olduğu kaydedilmektedir. Adı geçen tarih kitabında Selibolu Abdülmevla oğlu Mustafa Ali'nin de açıkça belirttiği gibi "meşhur hadisci Yusuf Bahri hazretleri de İstanbul fethi için Ankara vilayeti yoluyla giderken veya gelirken Çorum şehrine defn oldukarını beyan buyurmuşlardır.
Alemdar-ı Resulullah Suheyb-i Rumi'dir namıFahirlensün bu zat ile Çorum'un havası ile avamı. MA'Dİ KEREP GAZİ Ashab-ı kiramdandır. Mübarek Hıdırlık mevkiinin batı tarafında ahşap türbesinde medfundur. Eskiden beri sürüp gelen adet üzere ziyaretçiler, önce Kerep Gazi'yi ziyaret ederler. Sonra Suheyb ve Ubeyd hazretlerinin kabrini ziyaret etmeye giderler. Kerep Gazi hazretleri, Yemen'in Zübeyd vilayetindendir. Mekke'nin fethinden sonra Zübeyd elçisi ile Medine'ye gelip iman şerefine nail olmuştur. Hz. Muaviye zamanında Ankara yolu ile istanbul'u fethe giden orduya katılmıştır. Oraya giderken veya dönerken kabrinin bulunduğu yerde şehit olmuştur. Eski müftülerden Hacı Ali Efendi merhumun Taftazani'nin (Telhıs) ına yazdığı şerhte açıklandığı üzere Hz. Peygamber 'in .Suheyb ne güzel kuldur. Allah'tan korkmasaydı bile asla ona isyan etmezdi." Hadisinin tercümesini ihtiva eden kaidesinde eskiden beri süre gelen ziyaret şeklini açıklamıştır.
HACE YUSUF BAHRİ EFENDİ Manevi mertebesi yüksek, hadisci ve fıkıhçı alimlerdendir. Kamus ve ihya-ı Ulum sahibi olan Şeyh Murtaza hazretlerinden mezun ve onun halifesidir. Aslen Vezirköprü kasabasından olduğu halde Çorum'u yurt edinmiş ve burada ders okutmaya başlamıştır. Yüce ilimierin neşrinde sayılamayacak kadar çok zat kendisinden istifade etmiştir. Kendisi çok nükteli konuşur, hazır cevap bir zat idi. Bu yüzden nice hikmeti sözleri, kerametleri halk arasında meşhurdur. Kendisinden duyulduğuna göre Şeyh Seyyit Murtaza hazretlerinin hizmetinde iken Hz. Peygamber 'in sohbetine nail olmuş cin taifesinden bir zat ile görüştürülmüştür. Onun için tabiinden kabul edilir. Hicri 1245 tarihinde vefat edince Ma 'di Kerep Gazi Hazretlerinin " ayak ucuna bitişik kargir türbesine defn edilmiştir. Bu türbeyi, 4 talebelerinden Derviş Mehmet Paşa bina ettirmiştir. Kabri teberrüken ziyaret edilmektedir. Yusuf Bahri Hazretleri, hadis ilminden Şifa-i Şerif üzerine bir cilt şerh yazmıştır. Onu inceleyenler, ne derece kemal sahibi olduğunu daha iyi anlayacaklardır.
SA'D b. EBi VAKKAS
Ashabdan cennetle müjdelenen on kişiden biridir. Asla başka bir kimse hakkında rivayet olunamayacak olan "Ey Sa'd, ok at... Anam, babam sana feda olsun, ( at )." Hadisinde anlatılan fazilet ve şerefe sahiptir. Çiriş mahallesinde Bozacıoğlu evinin avlusunda bulunan türbesinde yatmaktadır. Bu türbeyi tabur katibi Mustafa Efendi, ahşap olarak güzelce yaptırmıştır. Bilirkişilerin ifadesine göre Amasya ve Canik sancaklarından zaviyesine ait vakfıyesi varmış. Ama her nasılsa zamanla bazı zorbalar tarafından ele geçirilmiş olduğundan hiçbir istifade sağlanamamış, hiçbir gelir elde edilememiştir. Bu nedenle türbe ve zaviyesi, ziyaretçilerin ve hayır sahiplerinin yardımı ile "idare olunur. Bazı güvenilir siyer kitaplarında Hz. Sa'd'ın Medine-i Münevvere'de vefat ettiği açıkça belirtilmektedir. Uhud savaşında kardeşi Akabe b. Vakkas, Hz. Peygamber' in dişini şehit etmiş ve oradan Bizans ülkesine kaçmıştır. Hz. Sa'd, kardeşini yakalayıp öldürmek için Bizans topraklarında onu aramıştır. Bazı tarih kitapalarında bu araştırma sırasında vefat ettiği yazılıdır. Araştırma için Çorum şehrine gelip gitmesi mümkün olduğundan Çorum'da merhumun bir makamı veya gerçekten kabri olması da ihtimalden uzak değildir.
LENDUHA SULTAN
Tabiinin kahraman gönül erlerindendir. Muhammed Hanefi hazretlerinin de arkadaşlarındandır. Hacı Kemal mahallesinde ahşap türbesinde medfundur. Vakfı olmadığından hayır sahipleri tarafından yapılan yardım ve bağışlarla idare olunur. Türbesinde özellikle Ramazan aylarında öğleden sonra hafızlar tarafından Kur 'an-ı Kerim okunur. Kabri ziyaretgahdır.
SEYYiT OSMAN EFENDi
Hoşafcızade diye meşhurdur. Asrının vera ilmi sahibi ve kemal ehlindendir. Hicri 1186 tarihinde vefat edince Ulu Cami kebirin doğu tarafındaki pencerenin önünde hazırlanan kabrine defn edilmiştir. Kerametlerinden olarak leylek kuşlarının geliş ve dönüş günlerinde ziyaret için Azapahmet mahallesindeki evine, daha sonra yuvalarının bulunduğu yere gittiklerini görenler halen .anlatmaktadırlar. Bugün evlatları tarafından kullanılan evinde onun oturduğu makamı mevcuttur.
KARA MÜFTÜ
Asıl adı Abdulkadir'dir. Nakşibendi halifelerindendir. Cami kebir deki sakal-ı şerifin önünde her gece nakşibendi zikri ve hatm-ı sıddıkıyye icra ederlerdi. Bir gece insanlık icabı, adetlerine muhalif olarak vaktinde gelemedi. Arkadaşları gelip meşgul olmaya başlarlar. Bu sırada müezzin efendi, o gece tesadüfen ezan vaktinden önce gelir ve bir direğin arkasına gizlenerek oturur. Bu şekilde toplandıklarını daha önce hiç görmediğinden bunlar kimlerdir ve toplanmalarının sebebi nedir diye düşünürken sohbet ehlinde birisi; Kara Müftü halen gelmedi, der. Şurada gizlenen müezzin efendi gitsin, onu çağırıp getirsin, derler. Birisi gelip müezzin efendi git, müftü Abdulkadir Efendi 'yi buraya çağır, der. Bunun üzerine müezzin efendi derhal gidip kapısını çalar. Kara Müftü, müezzin efendi, geliyorum, der. Bir müddet sonra kapıyı açar. Beraberce caminin kapısına gelirler. Pabuçlarını eline almak bahanesiyle yüzünü müezzin efendiye çevirip ona hitaben; bu sırrı bir kimseye söylersen zarar görürsün, diye tenbih eder. Evde annesi müezzin efendiyi endişeli ve düşünceli vaziyette görünce sebebini sorması üzerine olayı anlatıp sırrı ifşa eder. O anda da vefat eder. Bu olayannesi tarafından anlatıldığı için halk arasında çok yaygındır. Kara Müftü Abdulkadir Efendi, kırk sene aralıksız fetva makamında görev yaparak güzel hizmetlerde bulunmuştur. Edeb ilminden Velediye Risalesi üzerine bir şerh de yazmıştır. 1201 tarihinde vıefatı üzerine Suheyb Rumi hazretlerinin türbesinin kıble tarafında Hıdırlık mezarlığına defn edilmiştir. Kabri halen ziyarete açıktır. Not: Kara Müftü 'nün kabri Ulu mezar'dadır.
HACI ÇELEBi OĞlU BEYLER ÇELEBi
Şeyh Elvan Çelebi hazretlerinin akrabasıdır. Osmancık kasabasında bir cami şerif, Çorum'da bir medrese, bir zaviye ve bir Nakşibendi dergahı yaptırmıştır. Hz. Peygamber 'in dördüncü alemdarı olan Suheyb Rumi hazretlerinin türbelerini yeniden inşa edip ziyaretçilere ve konaklayanlara yemek verebilmesi için Büğdüz, Horasan, Kılıçören ve Burun köylerini vakfetmiştir. Vasiyeti üzerine ölümünde Suheyb Rumi hazretlerinin türbeleri civarına defn edilmiştir. Halen kabri, herkesin ziyaretine açıktır. Kerametlerinden biri şöyle; Kabri harab olunca tamir için mimar olarak tayin olunan Adalı oğlu Hüseyin, baş tarafına bir direk dikmek ister. Ancak mütevellisi uygun görmez. Direğin kaldırılması istenince, ben diktiğim direği kaldıramam, bu ustalığa yaraşmaz, diye cevap verir. O gece ustanın rüyasında, merhum onun boğazını sıkarak ona serzenişte bulunur. Ey arsız, o direği başımın üzerine niçin diktin, diye korkutması üzerine sabahleyin o direği kaldırır. Sebebi sorulduğunda olayı anlatınca kendisi de orada vefat etmiştir.
ABDÜLCEBBAR DEDE ( Erzurumlu Sultan )
Erzurumlu Sultan diye meşhurdur. Abdulkadir Geylani evladından olduğu kaydedilir. Şehre çeyrek saat mesafede kendi çiftliği içinde ahşap türbesinde medfundur. Vakfı olmadığından çoğunlukla ilkbahar ve yaz mevsimlerinde artan ziyaretçiler tarafından kurbanlar kesilir, bağışlar yapılır. Ziyaretçilere ziyafet çekilir.
ARAP DEDE
Esved-i Yemeni diye meşhurdur. Şehrin güneyine bitişik ahşap türbesinde medfundur. Eskiden beri belde halkının adetine göre hac yolculuğuna karar verildiğinde halk, onun türbesinde toplanır. Dualar yapılır. Yola çıkan herkesin salimen dönmeleri için orada Allah'a niyazda bulunulur idi. Arap Dede, Zile'nin güneydoğusunda defn edilmiş olan Şeyh Nusret hazretlerinin halifelerindendir. Arkadaşlarıyla tarikata sülük edişlerinde şeyhleri, her biri değişik renkte bir taş bulup getirmelerini emreder. Onlar da birer taş getirip huzuruna arz ederler. Şeyh, o taşların her birini bir tarafa atarak onlara; o taşları hangi şehirde bulursanız o şehre sizi halife nasb ve tayin eyledim. Orayı yurt edinip yerleşiniz, diye ferman buyurur. Arap dede de Çorum şehrinde o taşı bulur. Burayı yurt edinip yerleşir. Türbesinin olduğı yerde irşat görevine başlar. Müslüman halka bu uğurda çok gayret ve çaba gösterir. Bu da bugün Arap Dede 'nin Şeyhi Nusret Efendinin zaviyesinde bulunan Velayetname'de yazılı olduğı görülür.
PiR SAiD BABA
Tepecik mahallesinde bulunan zincirli kapı yanında ahşap türbesinde medfundur. Türbesi bir ziyaretgahtır
ŞEYH MEHMET ŞEVKi VE ETHEM BABA
Her ikisi de Şeyh Eyyup mahallesinde Nakşibendi tarikatının Üveysiyye kolu şeyhlerindendir. Çorum mütesellimi Abdüllatif Efendinin yaptırdığı ahşap türbelerinden medfundur. Ethem Baba, hicri 1270 tarihinde vefat etmiştir. Kabirleri ziyaret edilmektedir.
ŞEYH EYYUB SULTAN
Kendi adıyla anılan mahalledeki kabristanda yatmaktadır. Şeyh Eyyub, aslen Çorumlu 'dur. Tanınmış tüccarlardandır. Ticari maksatla izmir'e gider, orada bir kamil mürşitle karşılaşır. Ona intisab eder. Bu esnada şeyhi onun elinde bulunan sermayesini denize atmasını emredince derhal emre uyup tüm sermayesini denize atar. Bunun üzerine Çorum şehrine şeyhin halifesi olarak tayin edilir. Memleketine dönüşünde Abdülbaki Paşa cami-i şerifinin sofasında iki rekat namaz kıldıktan sonra evine gitmesi emr olunur. Dönüşte emr olunduğu şekilde namazını o camide kıldıktan sonra sol tarafında denize attığı sermayesini tamamıyla hazır bulur. Bu olayı bizzat kendisi, müritlerine nakletmiş olduğundan halk arasında dilden dile dolaşmaktadır. Kabri halkın ziyaretine açıktır.
ŞEYH KEREM ISSI
Asıl adı Hacı Mustafa'dır. Hicri 1119 senesinde Rebiulahir ayının üçünde Pazartesi günü vefat etmiştir. Şeyh Efendinin Şeyh Eyyüp mahallesinde bulunan Ömer Dedeoğlu 'nun evinde kendi ikamet ettiği odasında makamı mevcuttur. Pabuçları da Velipaşazadenin muhafazasındadır. Şeyh Kerem Issı halifesi Elvançelebi köyü halkından Halil Efendi de, hicri 1169 senesinin Rebiulahir ayının 23. günü vefat edince şeyhinin yanına defn edilmiştir.
ŞEYH SEYYiT YAHYA EFENDi
Ulu mezarın yakınında Kara Alioğlu Mustafa'nın evine bitişik ve yol kenarında medfundur. Kabri ziyaretgahdır.
KARA ALiZADE ABDURRAHMAN EFENDi
Süleyman Feyzi Paşa hazretlerinin Çorum'da yapımını gerçekleştirdiği kütüphanesinin tüm kitaplarının hafızı olarak meşhurdur. Sağlığında duasını alabilmek için ziyaret edilirmiş. Vefatında vasiyyeti üzerine Cami kebir yakınında bulunan kabristanın sağ yanına defn edilmiştir. Çorum'un en bilgili alimlerinden ve Sultan 3. Selim'in hocalarından, istanbul'da Eyyüb Sultan kabristanında yol üzerindeki türbede yatan Çorumlu Damatoğlu Ebubekir Edip Efendi Hazretlerinin yazdığı edebi kasidesine Kara Alizade Abdurrahman Efendi güzel bir şerh yazmıştır.
KARA iSMAiL EFENDi
Kırklar diye bilinen meşhur medresenin ilk müderrisidir Nakşibendi tarikatı halifelerindendir. Medresede tefsir okuturken Araf suresine gelindiğinde talebe ve müritlerine hitaben "Yahu Araf'ta kalalım" diye vefatını işaret buyurduğu günün akşamında yatsıdan sonra vefat etmiştir. Dut Dede civarında bulunan büyük kabristanın batı yanında medfundur. Kabri halen ziyaretgahdır.
SADULLAH SAFi
Dud Dede civarında büyük kabristanın sonunda medfundur. Kabri ziyaretgahıdır. Gayet sezişli ve kasideleri, mükemmel divanı vardır.
HACER DEDE
Şeyh Eyyup mahallesinde çavuşoğlu'nun evinde medfundur.
KADRi BABA
Şeyh Eyyup mahallesinde Karaalemdaroğlu'nun evinde medfundur. Burasının Kadiri tarikatının dergahı olduğu bazı evraklarda görülmüştür.
AKKUŞ DEDE
Asıl adı bilinmemektedir. Şeyh Eyyup Mahallesinde Kayışoğlu'nun evinde medfundur.
KARACA DEDE
Asıl adı bilinmemektedir. Kunduzhan mahallesinde Tabakhane yolu üzerinde bir evin bitişiğinde medfundur.
ŞEYH ABDULHAMiT
Pazar mahallesinde Hamit Camiinin bitişiğinde Hamit Ocağı isimli yerde ahşap türbesinde medfundur. Türbesi sürekli ziyaretgahtır.
ZEYNi DEDE
Bundede diye meşhurdur. Sultaniye çarşısında Ölçekzadelerin evinde duvarın bitişiğinde medfundur. Kabri halkın ziyaretgahıdır.
ŞEYH MEHMET BABA VE KARDEŞi HACI HAFIZ
Şeyh Mehmet Baba, Pembe Ömer diye meşhurdur. Nakşibendi tarikatının Üveysiyye kolundan Turhal Şeyhi Hacı Mustafa Efendinin halifelerindendir. Keşfi açık, kerameti bol bir zattır. Sonra Mevlevihane olarak kullanılan makamının mescidi sahasında medfundur. Kendisinden inabeli diğer altı zat da aynı yerde medfundur. Turhal şeyhi Hacı Mustafa Efendi hazretleri, Mehmet Baba 'yı Çorum şehrinde halife tayin ettiği esnada ona hitaben; "Oğlum,memleketine vardığında evini kazasın. Bu tariki aliden bir zatıalin in cesedi ortaya çıkar. Orayı ayin icra etme yeri edinesin." buyurur. Bunun üzerine memleketine döndüğünde emre uyarak evini kazar. Gerçekten bir zat-ı alinin cesedi ortaya çıkar. Bundan böyle bu kabrin kıble tarafında bir yeri zikir icra mahalli edinmiştir. Sonra buraya bir mescit yaptırmıştır. Kabrin üstüne de türbe inşa ettirerek Nakşibendi tarikatının ayrıcı işaretlerini koymuştur. Daha sonra burayı eski Çorum müftüsü Mehmet Hilmi Efendi tamir ettirdiğinde Mevlevi dergahına çevirmiş ve Mevleviliğin ayrıcı işareti olarak yukarısına alcı kireçten uzunca bir külah maketi yaptırmıştır.
HACI ALi BABA
Künyesi Şerbetçizade diye bilinir. Halen Mevlevi dergahı olara kullanılan Nakşibendiliğin Üveysiyye kolunun hankahında medfundur. Daha önce adı geçen Yusuf Bahri hazretlerinin halifelerindendir. Sağlığında üzerine türbe inşa edilmiştir. Ama Allah tarafından bu yıkılınca daha sonra dört direk üzerine kar ve yağmurdan korunabilecek şekilde tavanı da bulunan kulübe gibi güzel bir türbe yapılmıştır.
HACI BEKİR BABA ÇORUMİ(K.S) Ehli Beyti seven Al kanlar içinde yatar Kabri Şerifi Çorum mezarlığında Hz.Peygamber Efendimizin Sahabelerinden Marufu Yayan hazretlerinin hemen yanındadır.Ebubekir-i Sıddıki Çorum-i Hazretlerinin de bulunduğu Burhanlı bir düğün merasimi....NOT:HACI BEKİR BABANIN HAYATIYLA İLGİLİ DAHA GENİŞ BİLGİYE HADİM-ÜL FUKARA ABDULLAH GÜRBÜZ (K.S) HAZRETLERİNİN HAYATI -ŞAHŞİYETİ-FİKİRLERİ-İRŞADI ADLI ESERDE BULABİLİRSİNİZ



Figani (Beke) Hamamı : İlimiz Mecitözü ilçesinin Figani köyü yakınındadır. ilçenin 16 km. doğusundaki kaplıcaya çevre il ve ilçelerden çok sayıda turist gelmektedir. Beke kaplıcasının vücut ısısındaki suyu oldukça boldur. Su küçük bir havuzdan kaynayıp Oradan büyük havuza aktarılır. Bu kaplıcanın, idrar artırıcı etkisiyle, vücuttaki, metabolizma artıklarının idrar yoluyla atılmasında ve asit ortamında oluşan taşların düşürülmesine faydalı olduğu bilinmektedir. Kaplıcanın 42 kişilik güzel bir motel, lokanta ve gazinosu vardır. Sungurlu Manastır İçmeleri : Sungurlu'nun 4 km. güneyinde bulunan bir maden suyudur. Taşıdığı fazla miktardaki mağnezyum ile özellikle karaciğer ve safrayolu hastalıklarına çok etkilidir. Çorum - Oğuzlar Arak Maden Suyu : Çorum iskilip yolunun solunda kalan Oğuzlar ilçesinin güneybatısında 45 dakikalık bir yaya yolu ile gidilir. Arak maden suyu, dere yatağı içindedir. Debisi oldukça fazladır. Arak Maden Suyu : Mide, bağırsak, karaciğer ve safra yolları ile metabolizma hastalıkları ve bikarbonatlı suların endike olduğu vakalarda değerlendirilebilir. Laçin Hamamı : Laçin ilçemizde bulunan hamam tahribatlara uğramış olup, bugün yerinde 4x4 m. büyüklüğünde üstü açık bir havuzdan ibarettir. Tuzlu bikarbonatlı alkallik ve toprak alkalik soğuk bir suyu vardır. Daha çok bahçelerin sulanmasında kullanılmaktadır.
İSKİLİP HAMAMLARI
Selbestlerin Hamamı: Yeni cami mahallesinde Çarkacı bağı denilen yerde Selbestlerin evinin bahçesinde harap bir durumdadır.Tek kubbeli tuğla bir yapıdadır.Ne zaman ve kimin tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Bakımsızlıktan kubbesi yıkılmış duvarları çökmüş harap bir durumdadır. DERİ HAMAMI : Kalenin eteğinde, Kayadibi Mahallesindedir. Yazıtı olmayan hamamın ilk yapımının Romalılar dönemine indiği, XV. y.y. da da bugünkü şeklini aldığı anlaşılmaktadır. Ünlü mağara mezarlarından birinin önünde, konutlar arasına sıkışmış durumda olan hamam, hemen tümüyle toprak altındadır. Varlığını, ancak tepeleri görülebilen kubbeler işaretlemektedir. Hamam girişi toprak seviyesinden 2.20 m. derinlikte bulunmaktadır. Kapıya on bir basamaklı bir merdivenle ulaşılır. Aslında üç yatay bölümlü olan yapıya, ahşap kubbeli bir "soyunmalık" eklenmiştir. Dört yönde ahşap sekilerle çevrilmiş soyunmalıktan "ılıklığa" geçilir. ılıklığın sağ tarafında hela yer alır. Yatay dikdörtgen planlı asıl hacım ise, kubbe ve tonozlarla örtülmüştür. "Sıcaklık" iki bölümlüdür. Ilıklıktan girilen yatay, dikdörtgen hacmin sağında tonozlu bir oda bulunur. Genellikle ılıklığın bir tarafına yapılıveren "tıraşlık" yerini helalara bıraktığından, öyle sanıyoruz ki, işlevini sıcaklığın bu odasında sürdürmektedir. Sıcaklığın, dikdörtgen biçimli ana hacminin ortası bir kubbeyle örtülüdür. Kubbeye yanlardan sivri beşik tonozlar uzanmaktadır. Sıcaklığın iç bölümü ise, yan yana düzenlenmiş iki odaya ayrılmıştır. Eş büyüklükteki bu iki halvet odası kubbeyle örtülmüştür.
Kubbelere, kasnağı çepeçevre dolanan üçgenlerle geçilir. Halvet odalarının arkasında, su deposu ve külhan yer alır. Yukarıda. değindiğimiz gibi, hamamın gösterdiği bu üç bölümlü asıl kuruluş, İslam öncesi hamam şemalarına, örneğin bir Roma hamamına çok daha yakın olduğunu işaretler. Ne var ki sonradan Türkler, hamam bünyesinde çeşitli değişiklikler yapmışlardır. Yine, bir de Türk Hamamlarında gerekli olan bir bölümü, Soyunmalığı eklemişlerdir. Kubbeli soyunmalık, 6.00 m. ölçüsündeki kenarlarıyla, kare planlı bir hacım olarak eski yapıya katılmıştır. Böylece eski alt yapı üzerindeki değişikliklerle Türk Hamamına dönüşmüştür yapı. Hamamın varlığının fark edilmesiyle ortaya çıkarıldığı söylentilerinin halk arasındaki yaygınlığı, İslam döneminden önce yapıldığını bir kez daha doğrular. Yıllarca işletmeye açık tutulmuştur.Salı günü kadınlara diğer günler erkeklere açık tutulmakta iken 1983 yılında ekonomik şartlar nedeniyle işletmeye kapatılmıştır. SABAH (ŞEYH MUHİTTİN YAVSU)HAMAMI : Kale dibinde, Kayadibi Mahallesindedir. Yapı, her yönden konutlarla çevrilmiş durumdadır (Resim i 78). Aşağı tarafta, güney-batıda Ulu Cami yer alır. Günümüzde kullanılan yapı, çifte hamam olup, yazıtsızdır. Kentin en eski yapılarındandır. Vakfiye kayıtları yanı sıra 138, özellikleri XV. y.y. sonu-XVI. y.y. başına vermemize neden olur. Halk arasında "Sabah Hamamı" diye bilinir. Yapıya yukarıdan, kaleden bakıldığında, her iki kısmın örtüleri açıkça görülür. Yüksek kasnaklı soyunmalık kubbelerinin kiremitlerle örtülü olmasına karşın, öteki kubbelerle geri kalan örtü betonla kaplanmıştır. Örtüdeki bu malzeme, yakın zamanlarda yapılmış onarımdan kalmadır. Beton sıvaların duvarları da kaplaması, özgün duvar yapısını gizlemiştir.
Erkekler tarafından daha küçük tutulmuş kadınlar bölümünde; büyük kubbeli soyunmalığın ortasında fıskiyeli bir havuzu, yanlarda da ahşap sekileri vardır. (Plan XX). ılıklıkta, kare kubbeli bir hacim ana mekanı verir. Girişin sağındaki dar bir aralığın ucunda hela bulunur. Öteki uçtaki dikdörtgen planlı odanın ise "ılıklığa" bağlantısı yoktur. Doğrulian sıcaklığa açılan bu oda "Usturalık"dır.Sıcaklık, Deri Hamamında olduğu gibi, enine uzanan dikdörtgen bir ana bölüm ve kubbelerle örtülü iki helvat odasından oluşur. Halvet odalarının arkası su deposu ve külhana dayanmıştır. ılıklığın sol yanında yer alan usturalık da merkeze açılmaktadır. Üstü, gelişmiş aynalı bir tonozla örtülü bu odayı, fil gözü açıklıklar aydınlatmaktadır.
Hamamda, yalın istiridyeye benzer motiflerle doldurulmuş tromplar ya da stalaktitlerden oluşan sistemler, kubbelere geçişlerde kullanılmış ögeler olmaktadır.Erkekler kısmına gelince: Soyunmalığın büyük kubbesi, kadınlar tarafındakinden biraz küçük tutulmuştur. Oysa öteki bölümler, kadınlar tarafındakilerden büyüktür. Ilıklığa geçildiğinde, sağda dar bir geçişle ulaşılan hela ve hemen yanında yer alan kubbeli bir oda vardır. Soyunmalığa açılan ilk hacım da kubbelidir. Kubbeye geçişte stalaktitli pandantiller kullanılmıştır. Kubbe eteğini dolanan bir sıra stalaktit dizisi ile görüntü daha da zenginleşir. Sıcaklık, ılıklık tarafındaki eyvanın, yerini ılıklığa bırakmasıyla alışılmış dört eyvanlı planını yitirmiştir. Böylece de, dört eyvanlı dört halvetli alışılmış düzen, yerini üç eyvanlı üç halvetli düzene bırakmıştır. Eyvanlardan sağdaki de, sonradan bir duvarla bölünerek ikiye ayrılmıştır. Ortadaki büyük kubbenin altında, sekizgen bir göbek taşı yer alır. Eyvanlarda örtü ya düz ya da tonozdur. Halvet odalarının örtüsü ise kubbedir. Genellikle iki sıra üzerine düzenlenmiş filgözüyle aydınlanan kubbeli hacimlerde, kubbeye geçişler de, tromp, pandantif ve üçgenli kuşak gibi değişen düzenler kullanılmıştır. Bazılarında dolgu olarak stalaktit sıraları kullanılırken, köşeler arasına da yine farklı biçimlerde sağır kemerler yerleştirilmiştir. Su deposu ve külhan kısmıyla tamamlanan Sabah (Şeyh Yavsu) Hamamı, kentin tarihsel dokusunda, az sayıdaki erken örnekler içinde seçkin bir yere sahiptir. Hele vakfiyelerden yaptıranın Şeyh Yavsu olduğunun belirlenmesi önemini daha da arttırır. Hamam Değerlendirmesi İskilip'in günümüze ulaşan iki eski hamamı, kentin tarihsel bütününde, XV. y.y. dokusunu oluşturan az sayıdaki örnek arasındaki yerlerini alırlar. Hele birinin, İslam Öncesine Roma Dönemine dek inen geçmişi, tarihsel perspektife yeni bir boyut katar.Hamamların bulunduğu semt, yerleşmenin en eski yapılarını içeren bir yer olması bakımından da önem taşır. Burası kaya mezarlarının bulunduğu, Kale dibi Mahallesidir. her ikisi de, Kale dibindeki konutlarca çevrilmiş olan Hamamlardan, bir yer altı Hamamı olan Deri Hamamının varlığı, ancak pek azı görülebilen kubbeleriyle belirir. Kapısına on bir basamaklı bir merdivenle inilerek varılan, Deri Hamamı, Roma döneminden gelme eski yapısının üzerine XV. y.y.da yapılmış bugünkü düzeniyle, bir Türk Hamamı haline getirilmiştir. 139 Hamamın gösterdiği üç bölümlü asıl kuruluş, İslam öncesi Hamam şemalarına, hele Roma Hamamına yakın bir plan verir. (bkz Plan XIX) Eski planına, sonradan, Türk Hamamlarında gerekli olan Soyunma ilk bölümü eklenmiştir. 140 Yine ahşap-kubbeli - bu bölümden başka sonradan yapılan değişimlerde, çeşitli hacimsel düzenlemelere de gidilmiştir. Böylece, eski temeller üzerinde, bir XV. y.y. Türk Hamamı kurulmuştur.
Halk dilinde dolaşan söylentiye bakılırsa, hamam bir rastlantı sonucu ortaya çıkarılmıştır. Bu da, hamamın ilk yapımını, İslam öncesi döneme indiren görüşü güçlendirir.
Kale dibindeki öteki hamam ise, Şeyh Muhittin Yavsi ya da halk ağzındaki adıyla Sabah Hamamı olarak bilinen XV. y.y. sonlarında yapılmış bir çifte hamamdır. Erkekler kısmı; dört eyvan, dört halvetten oluşan ve sık görülen düzenin, soğukluğa ayrılan hacimlerle bozulmasıyla, bir eyvan ve bir halvetini yitirerek üç eyvan ve üç halvetli, ortası kubbeli bir plana dönüştüğünü gösterir. Daha küçük ölçülerle tutulmuş kadınlar kısmı, ise; boyuna eksen üzerinde üç bölümlü düzeniyle, çorum-Osmancık'ta yine bir XV. y.y. yapısı olan Paşa Hamamına benzer. Her ikisi de büyük kubbeli, soyunmalıklarıyla tamamlanırlar.
Hamamlarda, tromp ya da üçgenli geçişler, kubbe eteklerini dolanan stalaktit sıralı kuşaklar, yine stalaktit dolgulu geçiş öğeleri birbirinden farklı, hareketli görünümler getiren düzenlemelerdir.                                                                                                                                                                                                                                        SANAYİ VE TİCARET

GENEL EKONOMİK DURUM
Bölge ölçeğinde gördüğü işlevler açısından ne tam kentsel, ne de tam kırsal nitelikler gösteren Çorum, yerleşmelerin bölgesel kademelenmesinde üst kademedeki tüketici büyük kent ile alt kademedeki kırsal yerleşmeler arasındaki ilişkiyi sağlayan, kırsal alandan elde edilen artı ürünün toplandığı, tüketici merkeze iletildiği bir ara merkez ve bir “Pazar yeri” durumundadır.
Dericilik
20. yy. başlarında Çorum tabakhanelerinden elde edilen deriler Kayseri, Yozgat, Merzifon, Samsun ve Amasya’ ya gönderilmektedir. Kent dışına satılan deri türleri kösele ve sahtiyandır. Bu tarihlerde Çorum’ daki tabakhanelerin sayısı 73 tür.
Dokumacılık
19. yy. da ve 20. yy. başlarında Çorum bölgesinde işlenmiş mal üretimine ilişkin en önemli faaliyet kollarından biri de dokumacılıktır. Bu faaliyet konutlarda sürdürülmekteydi. 1907 tarihli Ankara Vilayeti Salnamesindeki bilgilere göre, Çorum’da yaklaşık 2000 dokuma tezgahı bulunduğu, dokunan çeşitler arasında iyi kalitede çamaşırlık bez, İran ve Tosya taklidi şal kuşak, yünden yapılmış aba, siyah şalvarlık kumaş, kilim ve seccade sayılmaktadır.
Çorum’da dokumacılığın aile üretimi ölçeğinde ve geleneksel yöntemlerle 20. Yüzyıl ortalarına kadar sürdüğü, 1940 yılında şehirde 486 tezgah olduğu bilinmektedir.
Bakırcılık ve Demircilik
19. yy. da Çorum’da işlenmiş mal üretim kollarından diğer ikisi ise bakırcılık ve demirciliktir. Her iki üretim kolunun esnaf çarşıları biçiminde ayrı sokaklar üzerinde, birbirine oldukça yakın konumda yer seçtikleri bilinmektedir.
EKONOMİK ALTYAPI VE ORGANİZASYON
Çorum Organize Sanayi Bölgesi
Sanayinin uygun alanlarda yapılanmasını sağlamak, şehirleşmeyi yönlendirmek, çevre sorunlarını önlemek, bilgi ve bilişim teknolojilerinden yararlanmak, imalat sanayi türlerinin belirli bir plan dahilinde yerleştirilmeleri ve geliştirilmeleri amacıyla tasdikli arazi parçalarının gerekli alt yapı hizmetleri ile ve ihtiyaca göre tayin edilecek sosyal tesisler ve teknoparklarla donatıp planlı bir şekilde ve belirli sistemler dahilinde, ucuz bedelle sanayici için arsa tahsis etmek amacı ile Organize Sanayi Bölgeleri kurulmaktadır.
Çorum Organize Sanayi Müteşebbis Heyeti; Çorum İl Özel İdaresi, Çorum Belediyesi, Çorum Ticaret ve Sanayi Odası ve ÇOSİAD tarafından oluşturulmuştur.
Çorum OSB 1977 yılında kurularak, 1980 yılında altyapı inşaatlarına, 1986 yılında da arsa tahsislerine başlamış olup, toplam 437 ha. alanda Mevcut Bölge ve Tevsii Alan bulunmaktadır.
Mevcut bölgede 260 ha. alan üzerinde 85 adet sanayi parseli bulunmaktadır. Bunlardan 79 adedi sanayicilere tahsis edilmiş olup, 6 adet parsel boştur. Halen 41 sanayi tesisi çalışmaktadır. 18 sanayici ise proje hazırlama ve inşaat safhasındadır.
Mevcut bölgedeki firmalar genelde orta ölçekli olup, ağırlıklı

0 yorum.

Tarihi camileri,Tarihte ünlü kişileri,gelenek ve görenekleri,çoğrafyası,tarihi yerleri,gezi yerleri

Tarih 26 Şubat 2008, 21:39. Yazan ugurcan.  
Etiket: çorum

Tarihi camiler


Ulu Cami (Muradi - Rabi. 14. yy)
Ulu Cami Çorum'un en büyük camisidir. Depremlerden çok zarar görmüştür. Selçuk mimarisi özelliğini taşıyan ulu caminin ilk defa Selçuk sultanlarından Alaattin Keykubat'ın azad edilmiş kölelerinden Hayrettin Hazır tarafından yapıldığı sanılmaktadır. Minberinin kapısı üzerinde 706 senesi (1306 Ağustos) yazısı bulunduğuna göre bu minberin cami yapıldıktan sonra getirilmesi muhtemeldir. Minberdeki hadiste "Cuma miskinlerin haccı, müminlerin bayramıdır" yazılıdır. Minber maun ağacı tahtalarından yapılmış çok güzel bir sanat eseridir.
İkinci Beyazıt (1509) ve Yavuz Sultan Selim (1514) zamanında vukua gelen depremlerde şehrin üçte biri zarar görüp Ulu Caminin de yıkıldığı yazılmakta ise de yeniden yapıldığına dair bir kayıt yoktur. Osmanlı Padişahı II. Murat zamanında, Mimar Koca Sinan yıkılmış olan Ulu Camiyi yeniden yapmıştır. Osmanlı padişahı III. Selim zamanında (1793- H. 1208) depremden tekrar yıkılan Ulu Cami, Cebbar Zade Süleyman Bey ile oğlu Abdul Fettah Bey zamanında tekrar yapılmak suretiyle cami bu günkü halini almıştır. Caminin yapılması içİn Yusu'ü Bahri Efendinin ve halktan bir heyetin Süleyman Beye baş vurması ile cami yapımına başlamyor. Mimar Sinan tarafından yapılan bu cami dokuz kubbeli olduğu için Cebbar Zade Süleyman Bey aynı şekilde yapılmasım emrediyor. Fakat kendisinin idam edilmesi üzerine oğlu Abdul Fettah Efendi taş duvarla örülmüş caminin hemen ahşaptan kubbe yapılarak örtülmesini emrediyor. Bu günkü kubbenin ahşap oluşu bundan ileri gelmektedir. 1810 (H. 1225) yılında bitirilmiştir. Ulu camideki son cemaat kısmı
halkın yardımıyla Mutasarrı Celal Bey zamanında (1905) yılında yapılmıştır. Caminin batı yönündeki minaresi eskiden, doğu yönündeki minaresi ise son cemaat inşaatı ile birlikte yapılmıştır. Sülüs yazı ile yazılmış iki hitabesi vardır. İnayetullah Cami
Bu cami 1900 (H. 1318) yılında halk eliyle yapılmıştır. Kitabesi yoktur. Emir Ahmet Cami
Emir Ahmet sokağında bir mescit halinde Emir Ahmet tarafından yapılan (1595) bu cami yıkılarak halkın yardımıyla bu günkü şekilde yapılmıştır. Selimiye Cami
Osmancık Caddesi Akpınar sokağında Çomar Çayına yakın olan bu cami 1898 (H. 1316) yılında halk tarafından yapılmıştır. Kitabesi yoktur. Karakeçili Cami
Ücdutlar mahallesi Karakeçili sokağında 1595 yılında (H.1004) yapılmış, sonradan halk ve devlet yardımıyla 1958 yılında bu günkü haline getirilmiştir. Azap Ahmet Cami
Azap Ahmet sokağında çok eskiden yapılmış olan bu cami halk tarafından onarılmış ise de sonradan yıkılmıştır. Sonradan bu cami beton arme olarak yeniden bu günkü halinde yapılmıştır. Abdibey Cami
1647 yılında, Mustafa Paşa Oğlu Abdullah Bey tarafından yaptırılmıştır. Kitabesi yoktur. Yıkılarak yerine bu günkü betonarme camii yapılmıştır. İsahalife Cami
Çöplü mahallesinde 1595 (H. 1004) yılında İsahalife adındaki şahıs tarafından yapılan bu cami 1963 yılında yıkılmış, halk ve devlet katkısıyla yeniden yapılmıştır. Devhane Cami
Kerpiç ve ahşap olan bu caminin ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Yıkılarak yerine bu günkü cami yapılmıştır. Kunduzhan Cami
Kunduzhan Mahallesinde bulunan bu cami 1867 (H. 1284) yılında yapılmıştır. 1895 yılında onarım görmüştür. Dış kapısı üzerinde kitabesi vardır. Ümithalife Cami
Pazar sokağında bulunan Battal Oğulları evine bitişik olan bu cami 1595 (H. 1004) yılında bir mescit halinde yapılmış olup, 1964 yılında onarılmış ve büyütülmüştür. Kİtabesi yoktur. Hamid Cami
Çarşı içinde Çöplük denen mevkide 1561 (H. 969) yılında Hüseyin Oğlu Rüstem Bey tarafından yapılmıştır. Kitabesi vardır. Bu caminin minberi Bey Camiinden gelmiştir, çok üstün bir sanat eseridir. Minbere Muzaffer Paşa minberi denir. Kubbeli Cami
Çarşı içinde bulunan bu cami ilk defa 1924 (H. 1340) 'yılında onarıldığı gibi depremden minaresi zarar gördüğü için yeniden yapılmıştır. Kapısı üzerinde ayet yazılıdır. Han Cami ( Gülabibey Cami, Ömer Neftçi Cami )
Çorum Beylerinden Gülabibey tarafından yapılan bu cami Gülabibey Mahallesindedir. 1579 (H. 987) yılında onarım gördüğü gibi son yıllarda da onarım görmüştür. Üç isimle anılmaktadır. Tepecik Cami
1595 yılında Tepecik mahallesinde bu cami halk tarafından yapılmıştır. Kitabesi yoktur. Sancaktar Cami
Mecitözü yolu üzerinde Celep aralığı başlangıcında 1595 yılında ilk defa mescit olarak yapı1mış, 1889 yılında onarım görmüştür. 1965 yılında tamamen yıkıldıktan sonra yeniden yapılmıştır. Veli Paşa Cami
Bu cami Veli Paşa sokağındadır. Çorum' da Defterdar bulunan Abdülbaki tarafından yaptırılmıştır. (1865- H. 1282). Kapıcıbaşı Veli Ağa tarafından onarımı yapılmıştır. Kitabesi yoktur. Kellegöz Cami
Milönü Caddesi Kale Sokağında bulunan bu caminin ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Onarım tarihi olarak 1908 (H: .1326) yılı okunmaktadır. Kulaksız Cami
Yavruturna Mahallesi Kulaksız sokağ'ındaki bu cami (1830) (1230) yılında yapılmıştır. İlk onarımı 1863 (H. 1280) yılında yapılan bu caminin kitabesi yoktur. Battal Cami
Mecitözü caddesi üzerinde bulunan bu cami 1916 (H. 1335) yılında onarım görmüştür. Kitabesi yoktur. Bir adı da kiremit minaredir. Hıdırlık Cami, Türbe ve Haziresi
Peygamberimizin yakın arkadaşlarından ve ona hizmet edenlerden SUHEYB'i RUMİ'ye saygı nişanesi olmak üzere ilk defa Hıdıroğlu Hayrettin tarafından bir cami yaptırılmıştır. Ne zaman yapıldığı tesbit edilememiştir. Hıdırlık sözünün Hayrettin'in babasının adından geldiği sanılmaktadır. Bu camiye sonradan Çorum Kadıları ve Beyler Çelebi adıyla andığımız Osmancık Emiri bir çok arazi vakfetmiştir. Depremden zarar gördüğünden, Beşiktaş Muhafızı olan Çorumlu Yedi Sekiz Hasan Paşanın Süheyb-i Rumiden bahsetmesi ve yardım istemesi üzerine II. Abdülhamid'inemirleri üzerine şimdiki cami ve türbesi yapılmıştır ve kitabesi vardır.

TARİHTE ÇORUM’UN ÜNLÜ KİŞİLERİ

Ahmet Feyzi (1839-1909) : Çorum’da doğdu. İstanbul Beyazıt Medresesi’ni bitirdi. Yargıçlık, Müftülük yapmış ve Çorum’da 6112 kitaptan oluşan bir kütüphane kurmuştur. Ehadis-i Mevzuat, Redd-i Batıl, Risalei Müntehebat, Tahrir-i Mantık, Şerh-i Kafiye, Kanunu Arazi, din, edebiyat, mantık, hukuk alanındaki eserlerinden bazılarıdır. Arapça ve Türkçe 30 kadar eseri Hasanpaşa Halk Kütüphanesinde bulunmaktadır.
Akşemseddin (1390-1459) :Asıl adı Mehmet Şemsettin’dir. Osmanlı İmparatorluğunun büyük bir din bilgini ve aynı zamanda hekimdir. Hacı Bayram Velinin öğrencisidir. Fatih Sultan Mehmet’in arzusu üzerine arkadaşı Akbıyık Abdullah ile İstanbul’un fethinde bulunmuş ve Türk ordusunun manevi gücünü artırmada büyük rol oynamıştır.
Aşıkpaşa (1270-1333) :Tasavvuf terbiyesi ile yetişmiş olup, Türk tasavvuf ve halk şairidir. Garipname isimli eseri mevcuttur.
Aşık Paşazade (1392-1484): Sultan Çelebi Mehmet zamanında yaşamış olup, devrin savaşlarına katılmıştır. Osmanlı tarihinin canlı kaynağını teşkil etmiştir. Meşhur Tarihi (Aşık Paşazade Tarihi) 1484 yılında yazmaya başlamıştır.
Baltacı Mehmet Paşa (1660–1712) : Adını 1711 yılında Prut savaşı ile duyurmuştur. lll. Ahmet’in padişahlığı döneminde ikinci defa Veziriazam olmuştur. 1712 yılında Limni adasında sürgünde iken ölmüştür.
Ebuss’ud Efendi (1490-1574): Şeyh Muhiddin Yavsi’nin oğludur. 1519’da İnegöl medresesi hocalığına atandı. 1527 yılında İstanbul Kadılığından sonra Osmanlı İmparatorluğuna 14. Şeyhülislam oldu. Kanuninin devlet düzenini sağlayan meşhur kanunlarının hazırlanmasında büyük rolü oldu. 29 sene Şeyhülislamlık yaptıktan sonra öldü.
E lvan Çelebi (?-?): Babası ünlü Aşıkpaşa’dır. Elvan Çelebi 1352 yılında bir cami, kendisi için yanına bir türbe, bir tekke ve hamam yaptırmıştır.
Koyunbaba :Asıl adı Seyit Ali’ dir. Peygamberimizin torunu Hz. Hüseyin’in 7. oğlu Ali Rıza’nın 12. oğlu olduğu rivayet edilmektedir. Adı efsaneleşmiş bir evliyadır. Evliya Çelebiye göre Hacı Bektaşi Veli’nin Halifesidir. Mezarı Osmancık ilçesinde adıyla anılan türbededir.
Kul Mustafa :17. yy da Çorum yöresinde doğup yaşamış bir halk şairidir. Değişik konularda şiirler yazdı. Bunlar cönklerde dağınık halde bulunmaktadır. Genç Osman adıyla anılan padişah II.Osman’ın öldürülmesi üzerine yazdığı destanlar dikkat çekicidir. Bu destanlar Çorum müsellimi Kurdoğlu Süleyman’ın önderliğinde Çorumluların Kapusuz ve başıbozuk tayfasıyla Düvenci ovasında yaptığı cengi dile getirir.
Şeyh Muhittin Yavsi (?-1516) :Babası Osmanlı müderrislerinden matematikçi astronom olan Ali Kuşçu’nun kardeşi Mustafa’dır. İskilip, Amasya ve İstanbul’da öğrenimini yaparak o zamanın Amasya valiliğini yapan ll. Beyazıt’a öğretmenlik yapmıştır.
Yusufu Bahri (?-1828): Mısır’a giderek büyük din bilgini Şeyh Murtaza’dan hadis dersi almıştır. Daha sonra Çorum’a yerleşmiştir. Basılmamış Ata-i Feyyaz adlı eseri ile Dürrü Tahrir ve yazma eserleri vardır.
Hasan Paşa (Yedi-Sekiz Hasan Paşa) (1831-1902) : Abdülhamit zamanında Beşiktaş muhafızlığı yapmıştır. Sultan Abdülaziz zamanında Alay Bey’i oldu ve Hasan Bey adını aldı. Bir süre sonra paşalığa yükseldi. Osmanlı-Rus savaşında Kafkas cephesinde büyük yararlılıklar gösterdi. Çorum’u süsleyen saat kulesi ile depremde zarar gören Hıdırlık Camii’nin yerine yenisini yaptırmıştır.

Gelenek ve Görenekler



Düğün Adetleri Evlenme adetleri Çorum’ da, ilçe ve köylerde genel olarak birbirine yakın özellikler taşımaktadır. Evlilikler genellikle “görücü usulü” yapılmaktadır. Evlenme İsteğini Belirtme Evlenme çağına gelen gençlerin eş seçiminde ailelere önemli görevler düşmektedir. Evlenmek isteyen damat adayı bu durumu annesine söyler. İstenecek kız aile tarafından bulunup, beğenildikten sonra damat adayı kız evine götürülür ve kız gösterilir. Eğer damat adayı kızı beğenirse kız evine haber gönderilip fikirleri sorulur, kızı istemeye gelecekleri haber verilir. Kız evi de kızlarının ve yakınlarının fikirlerini aldıktan sonra söz kesme (kahve içme) tarihi belirlenir. Dünürlük ve Şerbet İçme Çorum’da söz kesmenin diğer bir adı “kahve içme” veya “şerbet içme”dir. Her iki tarafta birinci derece yakın akrabalarına haber verir. Dünürcüler bir kez daha “Allah’ın emri peygamberin kavli üzerine” kızlarını oğullarına istemeye geldiklerini söylerler. ”Evet” cevabı alındıktan sonra kahveler içilir, dua edilir. Oğlan ve kıza söz yüzükleri takılır. Nişan tarihi kararlaştırılır. Nişan Nişan çoğunlukla cumartesi veya pazar günü kız evinde yapılır. Akraba veya komşulara ağızdan veya davetiye ile haber verilir. Eskiden bu işi yaşlı kadınlar yapar ve bunlara “okuyucu” denirdi. Nişandan bir gün önce erkek evi, kız evine baklava, et, kuruyemiş, şerbet ve kızın nişanda giyeceği kıyafeti gönderir. Nişan günü kız evinde gelenlere yemek verilir. Gelenler kıza takı takarlar. Kaynana tarafından gelinin yüzüğü takılır. Nişanlılık süresinde bayram veya Hıdrellez günleri olursa hediyeler gönderilir. Düğün Nişan ile düğün arasındaki zaman erkek ve kız tarafının durumlarına göre değişir. Kız ve düğün için gerekli olan eşyaları almaya çarşıya çıkılır, buna “pırtı görme” denir.Düğün başlamadan komşuların da yardımıyla iki taraf yemeklerini pişirirler. Düğünde damat en yakın iki arkadaşını “sağdıç” seçer. Sağdıç damatla ilgilenir. Düğünler cuma akşamı başlayıp pazar akşamı biter . Ayrıca yine oğlan ve kız evleri kendilerine birer “kahya” seçerler. Kahya düğün boyunca gelen misafirler, davul ve zurnacının ihtiyaçlar, yemeklerin dağıtımıyla ilgilenir. Bunun dışında erkek evinde bir de “bayraktar” seçilir. Bayraktar, kınacı giderken ve gelin alınmaya giderken önde bayrağı tutar. Cuma akşamı erkek evinde bir tavuk kesilip, bayrak takılmasıyla düğün başlar. Kına Gecesi Cumartesi günü kız evinde herhangi bir saatte “kına yürütme” yapılır. Erkek tarafı iki veya üç kadını bir erkekle beraber kız evine “kınacı” olarak yollar. Bunlar yanlarında kına, kuru yemiş, et, börek, tatlı ve kızın gelinliğini götürürler. Yine duruma göre kızın kınada giyeceği kıyafeti de erkek tarafı alıp götürebilir. Ayrıca davul ve zurna da kınacılarla gider. Gelen kınacılara yemek verilir. Kınacılar kızı giydirip süslerler, kızı ortaya getirip oturturlar, yüzüne allı bir yazma örterler, kına türküleri ve ilahi okurlar. Kızı ve orada bulunanları ağlatırlar. Bittikten sonra kızın avucuna para veya altın konup kınası yakılır. Orada bulunanlara da bu kınadan dağıtılır. Arkasından kuru yemiş ve limonata ikram edilir. Kız annesinin elini öper ve sarılıp ağlaşırlar.Kına bittikten sonra davul ve zurnayla halay çekilir. Gelen kınacılar o gece kız evinde kalırlar ve bunlara “gelinin yengeleri” denir. Kızın en yakın arkadaşları da o gece kızın yanında kalırlar. O gece erkek tarafında da damada kına yakılır. Kınadan önce kız tarafı, oğlan evine “damat bohçası” denilen içinde damadın düğünde giyeceği kıyafet, pijama, cüzdan, çorap, saat gibi şeylerin bulunduğu bohça gönderir. Gelin Getirme Pazar günü kız evinde vedalaşmalar olur. Kız gelinliğini giyip bekler. Erkek evinin büyük bir kısmı, kayınvalide hariç, gelini almaya gider. Bu sırada kız evinin kapıları kilitlenir. Düğünün kahyası gelip kapıyı tutanlara bir miktar para verir kapıyı açtırır. Gelinciler içeri girip, geline bakarlar. Gelinin ağabeyi veya erkek kardeşi kırmızı kuşağı dualar okuyarak, gelinin beline üç kez dolayıp takar. Gelin bir kolunda babası, diğer kolunda damat ile evden çıkar. Bu esnada kızın çeyizi de taşınmaktadır. Dualar okunup, gelin arabaya bindirilir. Gelin alayı dolaşarak erkek evine gelir. Oğlan evine gelindiğinde, kayınvalide gelinin önünde çömlek kırar; gelinin bütün kötü huyları böyle kırılsın diye, başından kuru yemiş, şeker, bozuk para atar;bereketli olsun, evine yağ gibi sıvansın diye kapının girişine yağ sürdürülür. Çorum ‘ da Hıdırellez Geleneği Çorum bölgesinde, Hıdrellezin Hızır Aleyhisselam ile İlyas Peygamberin buluştukları gün olduğu inancı vardır.İl’ de hıdrellezin gelişi sevinçle karşılanmaktadır. Çünkü kışın bittiğine, yazın geldiğine, bolluk ve bereket dolu günlere ulaşıldığına inanılır. Bu nedenle yazın başlangıcı sayılan 6 Mayıs hıdrellez gününde bir bayram sevinci yaşanır. Hıdırlık, Erzurum Dede, Sıklık Boğazı, Bağlar en çok gidilen yerlerdir.Buralara gitmek için bir-iki gün önceden hazırlık yapanlar vardır. Hazırlık olarak yeni giysiler hazırlanır; çörek, börek, yaprak dolması, bulgur kaynatması yapılır. Birlikte yenilir, içilir. Genellikle genç kızlar arasında dalya, atlankaya ve okkel oyunları oynanır. Erkekler bu eğlencelere katılmazlar.Hıdrellez gecesi veya günü arzulanan dileklerin gerçekleşmesi için dualar edilir.

 

Sanayi ve Ticaret


GENEL EKONOMİK DURUM
Bölge ölçeğinde gördüğü işlevler açısından ne tam kentsel, ne de tam kırsal nitelikler gösteren Çorum, yerleşmelerin bölgesel kademelenmesinde üst kademedeki tüketici büyük kent ile alt kademedeki kırsal yerleşmeler arasındaki ilişkiyi sağlayan, kırsal alandan elde edilen artı ürünün toplandığı, tüketici merkeze iletildiği bir ara merkez ve bir “Pazar yeri” durumundadır.
Dericilik
20. yy. başlarında Çorum tabakhanelerinden elde edilen deriler Kayseri, Yozgat, Merzifon, Samsun ve Amasya’ ya gönderilmektedir. Kent dışına satılan deri türleri kösele ve sahtiyandır. Bu tarihlerde Çorum’ daki tabakhanelerin sayısı 73 tür.
Dokumacılık
19. yy. da ve 20. yy. başlarında Çorum bölgesinde işlenmiş mal üretimine ilişkin en önemli faaliyet kollarından biri de dokumacılıktır. Bu faaliyet konutlarda sürdürülmekteydi. 1907 tarihli Ankara Vilayeti Salnamesindeki bilgilere göre, Çorum’da yaklaşık 2000 dokuma tezgahı bulunduğu, dokunan çeşitler arasında iyi kalitede çamaşırlık bez, İran ve Tosya taklidi şal kuşak, yünden yapılmış aba, siyah şalvarlık kumaş, kilim ve seccade sayılmaktadır.
Çorum’da dokumacılığın aile üretimi ölçeğinde ve geleneksel yöntemlerle 20. Yüzyıl ortalarına kadar sürdüğü, 1940 yılında şehirde 486 tezgah olduğu bilinmektedir.
Bakırcılık ve Demircilik
19. yy. da Çorum’da işlenmiş mal üretim kollarından diğer ikisi ise bakırcılık ve demirciliktir. Her iki üretim kolunun esnaf çarşıları biçiminde ayrı sokaklar üzerinde, birbirine oldukça yakın konumda yer seçtikleri bilinmektedir.
EKONOMİK ALTYAPI VE ORGANİZASYON
Çorum Organize Sanayi Bölgesi
Sanayinin uygun alanlarda yapılanmasını sağlamak, şehirleşmeyi yönlendirmek, çevre sorunlarını önlemek, bilgi ve bilişim teknolojilerinden yararlanmak, imalat sanayi türlerinin belirli bir plan dahilinde yerleştirilmeleri ve geliştirilmeleri amacıyla tasdikli arazi parçalarının gerekli alt yapı hizmetleri ile ve ihtiyaca göre tayin edilecek sosyal tesisler ve teknoparklarla donatıp planlı bir şekilde ve belirli sistemler dahilinde, ucuz bedelle sanayici için arsa tahsis etmek amacı ile Organize Sanayi Bölgeleri kurulmaktadır.
Çorum Organize Sanayi Müteşebbis Heyeti; Çorum İl Özel İdaresi, Çorum Belediyesi, Çorum Ticaret ve Sanayi Odası ve ÇOSİAD tarafından oluşturulmuştur.
Çorum OSB 1977 yılında kurularak, 1980 yılında altyapı inşaatlarına, 1986 yılında da arsa tahsislerine başlamış olup, toplam 437 ha. alanda Mevcut Bölge ve Tevsii Alan bulunmaktadır.
Mevcut bölgede 260 ha. alan üzerinde 85 adet sanayi parseli bulunmaktadır. Bunlardan 79 adedi sanayicilere tahsis edilmiş olup, 6 adet parsel boştur. Halen 41 sanayi tesisi çalışmaktadır. 18 sanayici ise proje hazırlama ve inşaat safhasındadır.
Mevcut bölgedeki firmalar genelde orta ölçekli olup, ağırlıklı olarak, makine, gıda, yem, tel-metal, plastik-alüminyum alanlarında faaliyet göstermektedirler. Bölgede 2500 işçi istihdam edilmektedir.
Çorum OSB Tevsii Alanda 69 adet sanayi parseli bulunmaktadır.
Faaliyette bulunan firma sayısı ile tükettikleri elektrik miktarına ilişkin verilere bağlı olarak, 1977 yılından bugüne kadar, üretim ölçeğinin büyüdüğü görülmektedir.
Bölgede üretimde olan tesisler aylık 30.000 ton su, 1.750.000 KWh elektrik tüketmektedirler.
DİĞER SANAYİ BÖLGELERİ Küçük Sanayi Siteleri
1- Çorum Küçük Sanayi Sitesindeki işyeri sayısı (Oto parçacılar dahil) 708 olup, İşyerlerinin bölünmesi sebebiyle bu sayıya 156 işyeri daha eklenmiştir. Sitede toplam işyeri sayısı 864 ise de bunlardan 758’i faal 106’sı boş bulunmaktadır.
2- Sungurlu Küçük Sanayi Sitesinde 268 işyerinin tamamı faaldir.
3- İskilip Küçük Sanayi Sitesinde 213 işyerinin tamamı faaldir.
4- Osmancık Küçük Sanayi Sitesinde 138 iş yeri mevcuttur. İnşaatı Devam Eden Küçük Sanayi Siteleri
1- Alaca Küçük Sanayi Sitesinde 86 işyeri mevcuttur. Site inşaatının fiziki ve nakdi gerçekleşme oranı % 99 olup, çevre düzenlenmesi devam etmektedir.
2- Bayat Küçük Sanayi Sitesinde 68 işyerinin fiziki ve nakdi gerçekleşme oranı % 36.4 dür.
3- Kargı Küçük Sanayi Sitesinde 100 işyerinin fiziki ve nakdi gerçekleşme oranı % 99 olup, çevre düzenlenmesi devam etmektedir. ÇORUM’ DA ODALAR VE DERNEKLER
Çorum Ticaret ve Sanayi Odası
Çorum Ticaret ve Sanayi Odası 1910 yılında kurulmuştur. Cumhuriyetten önce Çorum’da 50 kadar tüccar Ticaret ve Sanayi Odası’na kayıtlı idi. Bu dönemde oda yıllık aidatları topluyor, tüccar kefaletlerini tasdik ediyordu.Cumhuriyetin ilanından sonra 1927-1928 yıllarında 400 tüccar, 1300 esnaf Odaya kayıtlıydı.Çorum Ticaret ve Sanayi Odasına, 2003 yılı itibariyle faaliyet gösteren 2.956 üye kayıtlıdır.
Çorum sanayisi ve ticaretinin gelişimine büyük katkı sağlayan imalata dayalı tüm sektörlerle birlikte, ticaret ve tarım da önemini korumaktadır. 1997 yılı verilerine göre, Çorum GSYİH’ sının % 31’ini ticaret, % 24.5’ini tarım, % 13,9’ini ulaştırma ve haberleşme, % 10.2’sini sanayi oluşturmuştur. Çorum GSYİH’ sı içinde önemli payı ticaret (özellikle toptan perakende ticaret) almaktadır.

Ticaret Borsası
Ticaret Borsaları, Borsaya dahil maddelerin alım ve satımı, fiyatlarının tespit ve ilanı işleriyle meşgul olan, alıcı ve satıcıların belli bir zamanda bir araya gelerek, genellikle malın numunesine ve tipine istinaden büyük çapta alım ve satım yapan ve dolayısıyla arz ve talebin belli yer ve zamanda karşılaşması ile gerçek piyasa fiyatlarının oluşmasına imkan sağlayan teşkilatlandırılmış pazarlardır.
Çorum Ticaret Borsası 1988 yılında tüzel kişilik kazanmıştır. Önceleri sadece kotasyona dahil ürünlerin tescilini yapan Borsa, 03.08.2000 tarihinden itibaren spot borsacılığına başlamıştır. Hububat alanında Borsa Satış Salonuna sahiptir. Borsada; hububat ve bakliyat, yumurta ve çeşitli gıda, kasap, celep, besi, deri, bağırsak, hububat mamulleri, leblebi ve kuruyemiş meslek mensuplarının oluşturduğu beş farklı alanda ihtisas komisyonu bulunmaktadır. Borsa, Ticaret Borsası bulunmayan Kastamonu, Amasya gibi İllere de hizmet yapmaktadır. Ticaret Borsasına kayıtlı 470 üye vardır.
Çorum Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği
Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği 1952 yılında kurulmuştur. Çorum Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Merkezde 23, İlçelerde 28 olmak üzere 51 adet esnaf ve sanatkar odası, 370 Yöneticisi, sicile kayıtlı 39.620 üyesiyle, İl düzeyinde yaygın bir örgütlenmeye sahiptir.
Taş ve Toprağa Dayalı Sanayi
Tuğla ve kiremit üretiminin dışında ateşe dayanıklı tuğla, seramik, yer karosu, mermer, torbalanmış hazır kireç ve hazır beton tesislerinde üretim yapılmaktadır.
Makine Sanayi
Un, tuğla ve kiremit fabrikaları makinelerinin bakım ve onarımı ile uğraşan firmalar zamanla imalata yönelmiştir. Günümüzde un, yem ve tuğla kiremit fabrikalarını kurabilen firmalar ortaya çıkmıştır.
Madencilik
Çorum İli yeraltı kaynakları bakımından zengin değildir. Ancak, kayda değer olarak linyit kömürü, alçı taşı (Jips), kalker, kalsit, tras taşı, krom,bakır, demir ve mermer gibi maden ve mineral yatakları mevcuttur. Özellikle kömür işletmeleri Osmancık, Bayat, Dodurga ve İskilip ilçelerinde toplanmıştır. Toplam kömür üretimi 2002 yılında 68.493 tondur.
Leblebi Üretimi
Çorum' un sarı leblebisi kuru nohuttan yapılır. Nohutun leblebiye dönüşmesi için bir buçuk aylık bir zaman gerekir. Tarihi dükkanlarda, tek kavrumluk leblebiler çuvallardan tenekelere, oradan leğenlere doldurulur. Odun ateşi ile yeterli sıcaklığa ulaşan fırına aktarılan leblebiler son kavurmadan sonra tekrar çuvallara doldurularak satışa sunulur. Leblebinin acılı, tuzlu veya karanfilli çeşitlere dönüşmesi, son kavurma aşamasında gerçekleşir.Yaklaşık olarak yıllık 2.000 ton leblebi üretilerek yurt içine satılmaktadır.
TİCARİ HAYAT
İş Hayatı İle İlgili Göstergeler
Şirketler
İl’de 2002 yılı itibariyle 346 anonim şirket,1455 limitet şirket,46 kollektif şirket,3 holding mevcuttur.
Kooperatifler
İl Sanayi ve Ticaret Müdürlüğünün denetiminde 275 kooperatif bulunmaktadır. Bu miktarın 184 ‘ü konut yapı kooperatifi, 26’sı toplu iş yeri ve küçük sanayi sitesi kooperatifi, 34’ü motorlu taşıyıcılar kooperatifi, 11 tüketim kooperatifi, 10’u Esnaf kefalet kooperatifi, 1’i Esnaf kefalet bölge birlik kooperatifi, 3’ü Küçük sanat ve temin tevzi kooperatifi, 5’i ise Tarım Satış kooperatifi dir.
Faaliyet Alanlarına Göre Firma Dağılımı ve Hizmet Kuruluşları
Çorum İlinde 3 döviz büfesi, 1 menkul kıymet borsası, 91 sigorta kuruluşu bulunmaktadır.
İl’de 81 toptan dağıtım firması, 2.200 perakendeci, 453 tüccar ve komisyoncu olarak toplam 28.766 adet küçük esnaf ve zanaatkar bulunmaktadır.
İŞGÜCÜ VE ÇALIŞMA
Sigortalar Kurumuna tabi işyeri sayısı 6.000’ dir.
ÇORUM’ DA İSTİHDAM VE İŞSİZLİK
Çorum’da işgücü, işgücüne katılma oranı ve işsizlik oranı aşağıdaki tabloda gösterilmiştir. Burada görüldüğü gibi Çorum Merkezinde çalışabilir çağdaki ( 12 ve daha yukarı yaştaki ) toplam nüfus 457.323 kişi, işgücü ise 261.457 kişidir. Buna göre işgücüne katılma oranı % 57 dir. İşgücünün % 94,5 i (247.176 kişi) istihdam halinde iken yaklaşık % 5,4 (14.281) işsizdir.
Çorum da işgücüne dahil olmayanlar 195.866 kişi olup çalışabilir (12 ve yukarı yaştaki ) nüfusun % 43 ünü oluşturmaktadır. İşgücüne dahil olmayan nüfusun belli başlı alt grupları büyüklük sırasına göre ev işleri ile meşgul olanlar (ev kadınları) öğrenciler, çalışamaz halde olanlar ve emeklilerden oluşmaktadır.
Bankacılık
Çorum ve ilçelerinde 21’i merkezde olmak üzere toplam 40 adet banka şubesi bulunmaktadır.

 

Çorum coğrafyası


COĞRAFİ KONUM
Çorum ili; Orta Karadeniz Bölümünün iç kısmında yer almaktadır. Doğuda Amasya, güneyde Yozgat, batıda Çankırı, kuzeyde Sinop, kuzeydoğuda Samsun, güneybatıda Kırıkkale ile çevrilidir.Yüzölçümü 12.820 km² dir.
Enlem ve boylam değerlerine göre ise; 34 derece 04 dk. 28 sn. doğu boylamları ile 39 derece 54 dk.20 sn. kuzey enlemleri arasında yer almaktadır.
Deniz seviyesinden ortalama yüksekliği (rakımı) 801 m.dir.
Ankara' ya 244, İstanbul' a 608, Amasya' ya 92, Sinop' a 294, Samsun' a 172, Tokat' a ise 188 km. mesafededir.
İlçelerin İl merkezine uzaklıkları ise; Alaca 52, Bayat 83, Boğazkale 87, Dodurga 42, İskilip 56, Kargı 106, Laçin 29, Mecitözü 37, Oğuzlar 68, Ortaköy 57, Osmancık 59, Sungurlu 72 ve Uğurludağ 66 km'dir.
İLİN FİZİKİ COĞRAFYASI Jeolojik Yapı
Bölgenin jeolojik yapısında iki ana kütle (kayaç) grubu göze çarpar.Bunlardan birincisi “Metamorfik seri” (başkalaşmış kayaçlar), ikincisi ise, “Tortul Kütleler” dir. İlin asıl jeolojik karakterini 3. jeolojik zamanın sonları ile 4. jeolojik zamanda meydana gelen oluşumlar meydana getirmektedir.
Bununla birlikte, jeolojik devirlerden ilkel zaman olarak bilinen Arkean ve Prekambrien devirlerine ait Çorum Merkez İlçe, Alaca, İskilip, Osmancık, Mecitözü ve bilhassa Kargı ilçelerinde çeşitli metamorfik (başkalaşım) topraklarına rastlanılmıştır. Özellikle 3. jeolojik zamanın kütlelerinden olan jips (kireçtaşı) ve kayatuzu yatakları ile karbon miktarı % 75 kadar olan zengin linyit kömürü yataklarına (Osmancık, Dodurga yöresinde 30 milyon ton rezervinde ayrıca Alpagut-Zambal-Karakaya-Ayva ve Ovacık Köyünde) rastlanmaktadır.
Yine bu zamanın püskürük kütlelerinden olan Trakit, Granit, Bazalt ve Andezit gibi kütle arazisine de Çorum merkez ilçesinde, Kargı, Sungurlu, Alaca, Mecitözü, Osmancık ve İskilip ilçelerinde rastlanmaktadır. Tortul kütlelere ise ilin çoğu yörelerinde rastlanmaktadır.
Çorum; Alp-Himalaya Orojenezi (Dağ oluşumu) olarak bilinen sistem içerisinde yer alan K.A.F. (Kuzey Anadolu Fay Hattı) üzerinde yer almaktadır. K.A.F. il merkezinin 20 km. kuzeyinden geçmektedir.
Yeryüzü Şekilleri Dağlar
İl sınırları içerisinde bulunan dağlar, genel olarak yüksek sayılmayacak niteliktedir. Ortalama yükseltileri 1500 m. dolayındadır. Bunlar Orta Karadeniz Bölümündeki Canik Dağları ile Ilgaz ve Küre Dağlarının başlangıç noktalarını teşkil eden silsileler şeklinde güneye doğru (Bozok Yaylasına) gittikçe alçalırlar. Yükseklikleri 1000-2000 m. arasında değişen tepeleri ile bir taraftan Kızılırmak vadisi kıyılarında, diğer taraftan Yeşilırmak’ın Çekerek Suyu kıyılarında uzayıp giderler. Çorum dağlarının yüksek kısımları İskilip-Osmancık ve Kargı ilçeleri toprakları üzerindedir.
Merkez ilçenin kuzeyinde Eğerci Dağ sıraları, Batı yönde Alagöz ve Kösedağları yer alır. Bu iki dağ sıraları arasında Kırkdilim Boğazı bulunmaktadır.Güneyde uzanan Dört Tepe silsileleri güneydoğuya doğru uzanarak Mecitözü ve Ortaköy ilçesindeki Karadağ silsileleri ile birleşir. Aynı şekilde ilçenin güneyinde ve güney batısında uzanan dağ sıraları, Sungurlu ilçesi içindeki Kartal Dağlarına kadar uzanmaktadır.
Osmancık ilçesindeki Kızılırmak Vadisi boyunca uzanan Çal ve Ada Dağları; Kargı ilçesi sınırları içinde devam ederek Çorum’un en yüksek dağlarından olan Kös Dağlarındaki Erenler Tepesine (2097 m.) ulaşır.
Aynı dağ sıralarının güneyinde İskilip ilçesinin Teke Dağı, Kavak Dağı, Göl ve Deveci Dağları ile Çakarözü Dağlarını meydana getirdiği görülmektedirÇorum İlinde Yüksekliği 1.700 m. yi aşan Dağlar
Erenler Tepesi (Kargı’da Kös Dağı Üzerinde ) 2097
Türbe Tepe (Kargı’da) 1981
Kara Tepe (Mecitözü’nde) 1846
Kırklar Dağı (Mecitözü’nde) 1791
Köse Dağı (Çorum’da) 1750
Dede Çal (Osmancık’ta) 1730
Kartal Tepe (Sungurlu’da) 1700
Teke Dağı (İskilip’te) 1700OVALAR Çorum Ovası
Merkez İlçenin üzerinde, 780-800 m. yüksekliğindedir. Üzerinde Bayat-Ömerbey–Deliler-Gürcü-Elemin-Sarmaşa-Buluz-Celilkırı ve Yaydiğin Köyü toprakları bulunmaktadır. Ovanın doğu ve kuzey yönlerinde fay hatları vardır.
Bozboğa Ovası
Merkez İlçeye bağlı Bozbuğa-Yenice-Çayhatap-Sarimbey-Kadıkırı-Ahilyas-Harzadın-Abdalata-Büğdüz köyleri bulunmaktadır. 800-820 m. yüksekliğindedir.
Ovasaray Ovası
Çorum’a 10-12 km. uzaklıkta, Ovasaray-Kayı-Boğabağı-Maza-Sarta-Üyük-Karapınar ve Karacaköy toprakları vardır. 700-800 m. yüksekliğindedir.
Seydim Ovası
Çorum’a 15 km uzaklıkta, 950 m. yüksekliğinde, küçük bir ovadır.
Hüseyin Ovası
Alaca İlçesini ve çevresini oluşturur. 725-875 m. yüksekliğindedir.
Dedesli Ovası
Merkez İlçe’ye bağlı Dereköy-Eskiören-İğdeli ve İskilip İlçesine bağlı Tombuşoğlu Çiftliği bölgelerinden oluşur.
Irmak Ovası
Merkez İlçe ile İskilip arasında Kızılırmak’ın doğusundan batısına doğru, 500-550 m. yüksekliğindedir.
Taybı Ovası
İskilip-Sungurlu arasında 550-560 m. yüksekliğindedir.
Mecitözü Ovası
Mecitözü İlçesi ve civar köylerinin olduğu, 950 m. yüksekliğindedir.
Osmancık Ovası
Osmancık İlçe merkezinin bulunduğu Kızılırmak’ın iki yakasında, 300-350 m. yüksekliğindedir.
Düvenci Ovası
Çorum-Merzifon yolu boyunca uzanan 900 m. yüksekliğinde bir ovadır.
Hamamözü Ovası
İl merkezine 30 km uzaklıkta, 450-500 m. yükseklikte, üzerinde Osmancık’a ait köylerin bulunduğu bir ovadır.
Budaközü Ovası
Sungurlu yakınlarında, 550-580 m yüksekliğindedir.
Delice Ovası
Sungurlu İlçesi güneyindedir.
Vadiler Kızılırmak, Yeşilırmak ve kolları, Çorum İlinden geçerken birçok vadiler oluşturmuşlardır. Başlıcaları şunlardır;
Sıklık Boğazı
Çorum-Samsun yolu üzerinde, 7 km. uzunluğundadır.
Hatap Vadisi
Hatap Çayı’nın geçtiği yerde, 16 km.dir.
Harami Vadisi, Dana Boğazı
Seydim Ovası ile Dedesli Ovasını birleştirir. 6,5 km.dir.
Kırkdilim Vadisi
Çorum-Osmancık-Kargı bağlantısı konumundadır.
Sacayak Vadisi
Çorum Çat Suyunun Cemilbey’e geçtiği yerdedir.
Hışır Vadisi
Alaca Suyunun Çat Suyuna karıştığı yerdedir.
Akarsular Çorum İlindeki akarsular, sularını ülkemizin iki önemli akarsuyu olan Kızılırmak ve Yeşilırmak Havzalarına boşaltırlar.
Kızılırmak Havzası
Kızılırmak’ın Çorum İlinden geçen kısmı 182 km.dir. Bu geçiş yerleri Bayat, İskilip, Merkez ilçe, Osmancık, Kargı İlçeleri ve köyleridir.
Yeşilırmak Havzası
Çorum Merkez İlçe’nin büyük bir kısmı, Alaca İlçesi, Mecitözü ve Ortaköy İlçelerindeki çay ve dereler, Yeşilırmak’ın önemli bir kolu olan Çekerek Irmağına bu havzada dökülür.
Çorum Çat Suyu (82 km)
Derinçay adını da alan bu su, Eğerci dağından ve Köse Dağından inen dere ve çayların birleşmesinden oluşur. Çomarbaşı ve Sıklık Derelerini de alarak il merkezinin 3 km batısından geçer. Güneyde Yılgınözü ve Hatap Deresi ile birleşir, Ahilyas derelerini de alır ve bundan sonra Çorum Suyu olur. Alaca’dan gelen Budaközü ile birleşince de Çorum Çat suyu olur. Mecitözü İlçesi ve köylerinden geçerek, Amasya ili sınırlarında Çekerek’le birleşir.
Mecitözü Çayı
Kırklar Dağından doğar, ilçe merkezine yakın olarak (1-1,5 km) geçtikten sonra Amasya topraklarında Çorum Çat Suyu ile birleşir.
Çekerek Irmağı
Ortaköy İlçesi ve topraklarının az bir kısmını sular, Amasya İli sınırlarına geçer.
Göller
İl sınırları içerisinde önemli bir göl yoktur. Merkez ilçede Eymir (Gölünyazı) Gölü olup, yazın suları çok azalan bir sazlık ve bataklıktır. İlkbahar aylarında ayrıca merkez ilçede Uyuz Gölü ve Kırkgöz adı verilen küçük gölcüklerde oluşur
D.S.İ Tarafından Hizmete Açılmış Baraj ve Göletler
Çomar Barajı
Merkez İlçede 1974’de başlanmış 1979’da tamamlanmış, önce sulama amaçlı düşünülmüş, sonra içme suyu temini için kullanılmış, ayrıca mesire yeri özelliğindedir.
Alaca Barajı
Alaca Büyük Söğütözü Köyünde, 1984’de yapılmış, 1500 ha. sulama kapasitelidir.
Yenihayat Barajı
Çorum – Ankara karayolu üzerindeki Yenihayat köyünde, Çorum’ a içme suyu temini amacıyla 2000 yılında yapılmıştır.
Ahmetoğlan Göleti
Merkeze bağlı Ahmetoğlan Köyünde 1962 yılında yapılmış, 30 ha. sulama kapasitelidir.
Evci Yeni Kışla Göleti
1970 yılında yapılmış 53 ha. sulama kapasiteli.
Seydim-1, Seydim-2 Göletleri
Seydim Köyünde 1973 –1976 yıllarında yapılmış içme suyu amaçlı kullanılmaktadır.
İnegazili Göleti
Sungurlu İnegazili Köyünde 1975 yılında yapılmıştır.
Alacahöyük Göleti
1976 yılında yapılmış, 35 ha. sulama kapasiteli.
Pınarlı Göleti
Ortaköy Pınarlı Köyünde 1977 yılında yapılmış 50 ha. sulama kapasiteli.
Geven Göleti
Alaca Geven Köyünde 1975 de yapılmış, 23 ha. sulama kapasiteli.
Aksu Göleti
Kargı Gölköy civarında, 1983’te yapılmış 39 ha. sulama kapasiteli.
Bitki Örtüsü
Çorum İlinin güney bölgesinin doğal bitki örtüsü bozkırdır (step). İlkbahar yağışları ile birlikte yeşerirler, sonbaharda kururlar. Bunlara örnek: papatya, gelincik, deve dikeni, köy göçeren dikeni, çakır dikeni, kangal otu, sığır kuyruğu, yavşan otu, geniş yayılma alanı bulmuştur. Akarsu boylarında ise söğüt ve kavak çeşitlerine rastlanır.
Alaca, Sungurlu, Ortaköy ve Mecitözü’nün yüksek kesimlerinde meşe, ardıç ve karaçam ağaçlarına rastlanır. İlkbahar ile birlikte çiğdem, yabani sümbül, yabani lale çiçekleri de görülür.İlin kuzeyindeki ilçelerde ise meşe ormanları ve iğne yapraklı ormanlara rastlanır.
Deniz seviyesinden 1000-1200 m yüksek olan bölgelerde meşe, kızılcık, yabani erik, elma, alıç, yabani gül yaygın olarak görülür.Hacıhamza çevresinde seyrek olarak ıhlamur ağaçlarına rastlanır.
Kargı, İskilip, Osmancık, Bayat ilçelerinde sarıçam, karaçam, köknar, kızılçam ağaçları görülmektedir.Toplam ormanlık ve fundalık alan 365.208 ha. olup İl yüzölçümünün % 28 ‘ i kadardır.
İklim Yağış ve Sıcaklık
Çorum İli, Karadeniz ikliminden İç Anadolu iklimine geçiş bölgesinde bulunmaktadır. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve kar yağışlıdır. İlin kuzey bölgesinde yer alan Kargı, Osmancık, İskilip, Laçin, Dodurga, Oğuzlar ve Bayat İlçeleri İç Karadeniz geçiş ikliminin etkisinde kalan ilçelerdir. Çorum Merkez İlçe, Sungurlu, Alaca, Boğazkale, Ortaköy, Mecitözü ve Uğurludağ İlçeleri İç Anadolu step iklimi özelliklerini gösterir.
1929 yılından bu yana yapılan meteorolojik ölçümler sonucunda yıllık ortalama yağış miktarı İl Merkezinde 423,0 mm., Alaca’ da 376,0 mm., Bayat’ ta 445,2 mm., Boğazkale’ de 490,3 mm., Dodurga’ da 373,2 mm., İskilip’ te 484,8 mm., Kargı’ da 360,3 mm., Laçin’ de 530,2 mm., Mecitözü’ nde 422,7 mm., Ortaköy’ de 409,5 mm., Osmancık’ ta 368,1 mm.,
Sungurlu’ da 438,1 mm., Uğurludağ’ da 450 mm. olarak tesbit edilmiştir.İl Merkezi’ nin yıllık ortalama sıcaklığı 10,7º dir. En yüksek sıcaklık 2000 yılının Temmuz ayında 42,7 Cº, en düşük sıcaklık 1985 yılının Şubat ayında -27,2 Cº olarak ölçülmüştür. Temmuz ve Ağustos ayları en sıcak aylardır.
Rüzgârlar
İl genelinde yaz mevsiminde öğleden sonra başlayarak gece saat 22’ ye kadar esen poyraz etkilidir. Bazen ters yel de denen sıcak ve kavurucu bu rüzgâr tarım alanları için zararlıdır. Kışın kuzeyden yıldız rüzgârı, İlkbaharda güneybatıdan lodos rüzgarı eser. Bu rüzgarlar bol yağış ve kimi zaman da dolu yağmasına neden olur. Sonbaharda genellikle sakin bir hava gözlenir. Halk arasında bu aylara sağır aylar adı verilmiştir.

 

Tarihi yerler






Hattuşa 1986 yılından beri, UNESCO’nun “Dünya Kültür Mirası Listesinde”, ayrıca burada bulunan çivi yazılı tablet arşivleri de 2001 yılından itibaren yine UNESCO’nun “Dünya Belleği Listesinde” yer almaktadır. Bugüne kadar bulunmuş olan 31.519 adet çivi yazılı tablet halen İstanbul’ daki Müzeler (Eski Şark Eserleri Müzesi, Arkeoloji Müzesi), Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi ile Çorum ve Boğazkale Müzelerinde korunmaktadır. Akadça ve Hititçe olan Boğazkale tabletleri, bir devlet arşivi belgeleri olarak kanunlar, antlaşmalar ve yazışmaların yanısıra dini ve edebi metinlerden oluşmaktadır.
Hattuşa-Boğazkale
Mısır, Babil ve Mitanni gibi Eski Doğu’nun büyük güçlerinden biri olan Hititler, yaklaşık M.Ö. 1200 yıllarına kadar Anadolu’nun büyük bir kısmına ve zaman zaman da Kuzey Suriye’ye hükmetmişlerdir. Bu İmparatorluğun başkenti Hattuşa, Çorum’un 80 kilometre güneybatısında, Boğazkale ilçesindedir. Bölge 1988 yılında Tarihi Milli Parklar statüsüne alınmıştır.
Hattuşa 1834 yılında Fransız mimar Charles Texier tarafından keşfedilmiştir. Bu sadece Hattuşa’nın keşfi değil, tamamen unutulmuş olan Hititlerin keşfi olarak da algılanabilir. 1893-94’te Ernest Chantre’nin birkaç sondaj yapmasına ve ilk çivi yazılı tabletleri yayınlamasına kadar ki dönemde pek çok bilim adamı ve gezgin Hattuşa’yı ziyaret etmiştir. Müze-i Hümayun Müdürü Osman Hamdi Bey’in desteğini alan aynı müzenin konservatörü Theodor Makridi Bey, 1906 yılında ilk büyük çaplı kazıyı başlatır, zamanın çiviyazısı uzmanı Assiriyolog Hugo Winckler’i de kazı heyetine alarak, burasının Hitit başkenti Hattuşa olduğunu tespit ederler. 1931-39 yılları arasında ve 2. Dünya Savaşı nedeniyle verilen aradan sonra 1952’de yeniden başlatılan kazılar, kesintisiz olarak Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından sürdürülmektedir.
İlk yerleşim izleri, Kalkolitik (Taş) Çağ’a kadar (M.Ö. 5000) inmektedir. Kesintisiz yerleşmeye başlanılması ise, Eski Tunç Çağı’nın sonlarına (M.Ö. 3000) doğru olmuştur. Bölgenin yerli halkı olan Hattiler, burada bir kent kurup, Hattuş adını vermişlerdir.
M. Ö 20. yüzyıl’da Orta Dicle Bölgesi’nden gelen Assurlu tüccarlar, Hatti yerleşmesinin hemen dışında, bir Karum, (bir ticaret kolonisi) kurmuşlardır. Bu yıllarda Kaniş/Neşa’nın (Kayseri yanındaki günümüz Kültepe’si) denetimi altındaki, Assur Ticaret Kolonileri, Güneydoğu ve Orta Anadolu’ya yayılmıştır. Adının Hattuş olduğu bilinen bu yerleşimi M. Ö 1700’lerde ilk Hitit Büyük Kral’ı Kuşşara’lı Kral Anitta yıkmıştır.
Hitit yazılı kaynaklarından anlaşıldığına göre, I. Hattuşili’nin iktidara gelmesiyle (M.Ö. 1665-1640) Hattuşa, Hititlerin başkenti olmuştur.
Hitit İmparatorluk döneminde, yani M. Ö 14 ve 13. yüzyıllarda, şehir yaklaşık olarak altı kilometre uzunluğunda bir surla çevrilmiştir. Daha geç bir imar evresinde bu surların önüne ikinci bir duvar daha örülerek, kent daha sıkı bir savunmaya alınmıştır. Bu yeni sur üzerinde bulunan, anıtsal şehir kapılarının çoğu günümüze kadar oldukça sağlam durumda gelmiştir. Güney batıda, dış yüzünde aslan yontuları bulunan Aslanlı Kapı’yla, iç yüzünde, silahlı tanrının bulunduğu Kral Kapı, bunların en önemlileridir. Kentin güney ucundaki Yer Kapı’nın özel bir rolü olmalıydı. Burada 30 m. yüksekliğinde, 250 m. uzunluğunda ve 80 m. genişliğinde bir toprak set oluşturulmuştur. Bu set üzerinden geçen kent surunun ortalarında Sfenksli Kapı yer alır. Bu kapının tam altında, Hatuşa’nın bugün içinden geçilebilen tek potern (tünel) vardır. 71 m. uzunluğunda ve 3 m. yüksekliğindeki poternden geçilerek sur dışına çıkılmaktadır.
Şehirde ayakta kalmış, izlenebilen yapıların büyük bölümü, surlar gibi, M.Ö 13. yy.’ dan kalmadır. Kraliyet yapılarının yer aldığı Büyükkale’de, direkli galerilerle çevrili avlular, konutlar, depo binaları ve büyük bir kabul salonuyla, büyük bir saraya ait kalıntılar ortaya çıkartılmıştır.
Hitit metinlerinde sık sık “Hattuşa Ülkesinin bin tanrısından” söz edilmektedir. Kuşkusuz bu tanrıların çoğu İmparatorluk başkenti Hattuşa’da kendilerine bir tapınım yeri edinebilmişlerdir. Başkent Hattuşa’da bugüne kadar 31 yapı, tapınak olarak tanımlanmıştır. Hattuşa’nın en büyük dini yapısı olan Büyük Tapınak, aşağı şehirdeki konutların ortasında tek tapınak olarak yükselir. İki kült odası olduğu için tapınak, imparatorluğun tanrılarının en büyükleri olan fırtına tanrısı ile Arinna’nın güneş tanrıça’sına adanmış olmalıdır.
Yukarı şehir’de tapınaklar yanında, kraliyet saraylarının bulunduğu Büyükkale’nin önünde, resmi işlere ayrılmış, bazı anıtsal yapılar açığa çıkartılmıştır. Şehrin bu bölümünde, son Hitit Büyük Kralı II.Şuppiluliuma’ nın Luvi hiyeroglifleriyle, taş üzerine kazınmış, kendisi ve babası IV. Tuthaliya’nın yaptığı işleri anlatan iki büyük yazıt bulunmaktadır.
Hattuşa’da son yıllarda yapılan kazıların ağırlık noktasını şehrin, hatta Hitit devletinin ekonomisine ışık tutan kazılar oluşturmuştur. İmparatorluk döneminde, M.Ö. 13. yy.’a tarihlenen şehrin Büyükkaya sırtında, büyük boyutlarda, sayıları 11’ i bulan yeraltı siloları bulunmuştur.
Hitit İmparatorluğu’nun M. Ö 1200 yıllarından hemen sonra yıkılmasıyla, Anadolu Tunç Çağları da sona erer. Bununla beraber, Hattuşa şehrinin arazisinin yerleşim tarihi devam eder. M. Ö 12. yüzyılın başlarında, Erken Demir Çağı’na tarihlenen yeni yerleşme, Frig etkilerini yansıtan bir taşra kasabasına dönüşüp büyümeye başlaması ancak, M.Ö 8. yy.’ da gerçekleşir. Yerleşim, Pers döneminde de devam etmiştir. Hellenistik, Galat, Roma ve Bizans’a ait yerleşme ve tahkimat izleri de görülmektedir.
Yazılıkaya Tapınağı
Hattuşa’nın en büyük ve en etkileyici kutsal mekanı, şehrin dışında yer alan, yüksek kayalar arasına saklanmış Yazılıkaya Açık Hava Tapınağı’dır. Tapınak’ta 90’dan fazla tanrı, tanrıça, hayvan ve hayal ürünü yaratıklar kaya yüzeyine işlenmiştir.
Tanrı ve tanrıça dizileri, İmparatorluk panteonunun baş tanrıları olan fırtına tanrısı ve güneş tanrıçası’ nın maiyetini oluşturuyordu. Bu yorum sonucunda; Yazılıkaya “Yeni yıl şenlikleri evi” olarak tanımlanabilir. Hitit kült (dini tören) metinlerine göre yeni yıl ve ilkbahar törenlerinde bir araya gelen tüm tanrılar “fırtına tanrısı’nın evi’nde” toplanırlardı. Bu şenlikte kentin diğer tüm tapınaklarından tanrı heykellerinin törensel bir alayla Yazılıkaya’ ya taşınmış olabileceği değerlendirilmektedir.
Yazılıkaya A Odasında kayaya işlenmiş kabartma figürlerin özel bir düzeni ve tertibi vardır. Burada sol kaya yüzeyinde ikisi dışında yalnız tanrılar, buna karşın sağ tarafta da yalnız tanrıçalar belirtilmiştir. Ana sahnede fırtına tanrısı ile eşi güneş tanrıçası ve ortak çocuklarının karşılaşması tasvir edilmiştir. Ana sahnenin karşısındaki duvarda daha büyük boyutlarda büyük Kral IV. Tuthaliya işlenmiştir. Kral, güneş tanrısı’nın törensel kıyafetinde, elinde egemenlik sembolü olan ucu kıvrık asa tutar durumda, iki tepe üzerinde tasvir edilmiştir. Bu kutsal alanın bu kral tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır.
B Odasındaki kabartmalar ana odadaki gibi kuşaklar halinde değildir; yan duvarlara dört bağımsız figür işlenmiştir. A Odası’nın başlangıcında tanrılar geçidinde de tasvir edilen ve orak biçimli kılıç taşıyan oniki tanrı ve “Kılıç Tanrısı” Nergal, öbür dünya ile ilişki kuran yeraltı tanrıları anlamında olmalıdır. Büyük Kral IV. Tuthaliya’nın koruyucu tanrısı olan Şarruma, krala sarılmış ve ona yol gösteren bir durumda tasvir edilmiştir. B

4 yorum.